1 Nisan 2010 Perşembe

[cadilarmekani], NAZIM HİKMET ŞEVÇENKO MÜZESİNDE



 
       anılar                                                             
               muammer bilge
 
 
                NAZIM HİKMET ŞEVÇENKO MÜZESİNDE
 
                Beni gezdiren görevli ilk gün bana "Şevçenko'yu tanıyor musunuz?" diye
            sorduğunda, tanımadığımı ilk kez adını duyduğunu söylemiştim. "Biz sizin şairiniz
            Nazım Hikmet'i tanıyoruz. Siz bizim şairimizi neden tanımıyorsunuz?" diye serze-
            nişte bulundu. Sonradan bu büyük şairi tanıdığımda ona hak vermiştim. Şairle il-
            gili ne yazık ki ülkemizde bir kitap yoktu!
 
                    Şair için bir değil iki müze yapılmış. Biri, yüksek merdivenlerle çıkılan görkemli 
            devlet müzesi, öbürü ise yaşadığı sevimli küçük ev. İkisini de gezdirdiler. Küçük mü-
            zenin yöneticisi, daha önceleri bu müzede Türkleri hiç görmediğini, söyledi. Daha bir
            ilgi göstererek gezdirdi, anlattı.
 
                    İkinci gün devlet müzesine gittik. Şevçenko'ya yakışır görkemli taş binaydı. Bu
           büyük müzede el yazmaları, kullandığı eşyalar, kendi yaptığı tablolar, şair hakkında
           yazılan kitaplar vardı. İşin en ilginç yanı bu büyük şairin tek şiir kitabı vardı. "Kobzare"
           adlı bu ünlü kitabının her Ukraynalıda bulunduğunu söyledi müze müdürü.  Aklıma bi-
           zim Ahmed Arif geldi. Onun da tek şiir kitabı var...
 
                   Müze müdürü, "size bir sürprizim var" dedi. Merak ettim, neydi? Bana bir fotoğraf
           gösterdi. Nazım Hikmet, bir koltukta  oturmuş, çevresinde insanlar... Heyecanla sor-
           dum: "Nazım'ın bu fotoğrafı nedir?" diye. Müze müdürü, "Nazım, yıllar önce bu müzeyi
           ziyarete geliyor. Kalp krizi geçireli daha çok olmamış. Müzenin yüksek merdivenleri çı-
           kılır gibi değil.  'Üstad sana izin veremeyiz, bu merdivenleri çıkamazsın' diyor doktoru."
           Uzun yoldan gelen Nazım Hikmet, çok üzülüyor. Nazım'ı girişte bir koltuğa oturtuyorlar.
           Tüm müze çalışanları harekete geçiyor, üst katlardaki müzede sergilenen tüm eşyaları,
           tabloları getirip teker teker gösteriyorlar Nazım'a.  İnanılır gibi değil!  Böylece müzeyi
           gezemeyen Nazım'ın ayağına koca müze getiriliyor. Bana gösterilen fotoğraf işte o anı
           ölümsüzleştiriyor.
 
                   İleride bunu dostlarıma anlattığımda inanamadılar. Belki de dünyada ilk kez yapıl-
          mış bir uygulamaydı. Şaire, sanata verilen değerin önemli bir örneğiydi bu. Ülkemizde
          hasretini çektiğimiz bir değerbilirlikti... Müze müdürünün şu sözlerini hiç unutamadım:
          "O gün müzemizde yapılanlar Nazım Hikmet için değer!"  Zamanında değerini bilmediği-
          miz, hapislerde çürüttüğümüz, bu büyük şairimizin önemi bir kat daha arttı gözümde.
          El oğlu şairlerinin onlarca heykelini dikerken, biz de onlarca yazarı, şairi özgürlüğünden
          mahrum bırakıp mapus damlarına atmışız!..
 
                                                                                      -2-
 
 
 
 
 
 
 
                      

--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "Cadıların Mekanı - İnternetkadin.com" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için cadilarmekani@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için cadilarmekani+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/cadilarmekani?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.

Blog Arşivi