---------- Yönlendirilmiş ileti ----------ov.tr
--
Selim Ersan Tinay
--
BENiM MANEVi MiRASIM BiLiM VE AKILDIR!
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır...
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
iddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkar etmek olur...
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Gruba e-posta göndermek için: addyahyakaptan@googlegroups.com
Grup Yönetimine ulaşın : addyahyakaptan+owner@googlegroups.com
Grup Ana sayfası : http://groups.google.com/group/ADDYAHYAKAPTAN
Sevgili Kardeslerim,
Chatham House denilen Ingiliz kurumu Abdullah Gul’u “Yilin Devlet Adami”
secince fena halde tepem atti. Gul’u ve Devlet Adamligini bir turlu
bagdastiramiyorum ve icime sindiremiyorum. Bunun uzerine herseyi goze aldim
ve Chatham House a asagidaki yaziyi gonderdim. Sizlere de Turkce tercumesi
ile birlikte takdim ediyorum. Biliyorum, yazi biraz uzun ve oldukca agir
ifadeler iceriyor ama elimde degil, halen daha icime sindiremiyorum.
Paylasmak istedim.
Kardes sevgi ve saygilarimla,
Ali Verbas
averbas@yahoo.de
Sayın Baylar,
Saygıdeğer kurumunuza Türkiye Cumhuriyeti ve Türk vatandaşlarını
onurlandırdığınız için teşekkür ediyor ve sizi kutluyorum. 9 Kasım 2010
tarihinde Sn. Abdullah Gül’ü “Yılın Devlet Adamı” seçerek bir nişan ile
mükafatlandırdınız. Bu haberi duyduğumda Chatham House kurumunun mutlaka
birtakım kriterleri olmalı ve bizim Cumhurbaşkanımız da bu kriterlere uygun
olmalı ki onu seçmişler diye düşündüm ve bu amaçla web sayfanıza girip biraz
araştırma yaptım.
Öncelikle, sizlere “Devlet Adamı” tarifini sormakla başlamak istiyorum.
Sizce bir “Devlet Adamı” öncelikli ve başat olarak kendi ülkesinin
çıkarlarını savunan biri mi olmalıdır yoksa ABD, Avrupa Birliği ve diğer
emperyal güçlerin hizmetinde olanlar mıdır ? Sizce Mustafa Kemal Atatürk,
Winston Churchill, George Washington, Benjamin Franklin, Mahatma Gandi gibi
kendi ülkesinin refahı için çalışanlar mı “Devlet Adamı” idi yoksa başka
ülkelere hizmet edenler mi?
Sn. Abdullah Gül ve “Devlet Adamı” kavramları birbirinden o kadar farkli ve
birbirinden o kadar uzak iki kavram ki, bunları bir araya getirmeniz mümkün
değil. Bu iki kavramı bir arada düşündüğümüzde ya biz Türk milleti olarak
Sn. Gül’ü tanımıyoruz ya da siz hiç bir şey bilmiyorsunuz. Sn. Gül’ü ele
aldığınızda, bir kere onu AKP (kurucu üyesidir) ve Başbakan Sn. Recep Tayyip
Erdoğan’dan ve onların politikalarından ayrı olarak düşünemezsiniz. Bu
aşamada, şundan eminim ki Chatham House olarak Sn. Gül ve bu ülke için
yaptıkları hakkında esaslı bir araştırma yapmışsınızdır. Herşeyden önce, bir
“Cumhurbaşkanı” ve bir “Devlet Adamı” olarak Sn. Gül ülkedeki tüm partilere
eşit mesafede olmalıdır, değil mi? Gerçekten de eşit mesafede mi, yoksa
hükümet tarafından önüne getirilen bütün kanunları ve kararnameleri
imzalayan bir AKP noteri mi? Tüm ülke insanlarını kucaklayıp onların refahı
için çalışan biri mi yoksa AKP politikalarının bir hizmetkarı mı?
“Sn. Gül, ülkesi ile Orta Doğu ülkelerinin geleneksel bağlarının
güçlenmeside, Irak’taki farklı gurupların birleştirilmesinde ve Afganistan
ve Pakistan liderlerinin arasındaki tartışmaların sona erdirilmesinde 2009
yılında oynadığı önemli rol”. Bu kriter, bu ödülü Sn. Gül’e vermeniz için
size ışık tutmuş. Şimdi 2010 yılı sonundayız ve bölgede gerçekten neler
olmuş bir bakalım. Afganistan’daki savaş sona mı erdi, yoksa daha da
şiddetlenip Pakistan’a sıçrama eğiliminde mi? Irak’a gelince, işte bu çok
hassas ve derin bir konu.
Yukarıda bahsettiğim kriterinizin ana fikri Bölge Barışı. Yani, Irak,
Afganistan, Pakistan vs. Barışa hizmet etmek, barış için çabalamak, ana konu
bu. Öyle de, Amerikan ve Ingiliz birlikleri Irak’ı işgal etmeden once barış
gönüllümüz Sn. Gül, ABD Başkanı Bush ve delegasyonu ile Irak’ın işgali için
ABD ordusunun, tüm silah ve mühimmatın Türk toprakları üzerinden Irak’a
nakledilmesi görüşmelerini yapıyor onlara birtakım vaadlerde bulunuyordu.
Allahtan TBMM bu tezkereyi reddetti de ülkemiz savaş dışında kalabildi.
Sn. Gül’ün barışçı çabaları sonucunda 2 milyon Irak vatandaşı hayatını
kaybetti ama olsun, ülkeye barış ve huzur hakim oldu. Bugün bile ülkede
hergün bombalar patlıyor ve yüzlerce insan hayatını kaybediyor. Beni
güldürmeyin beyler. Irak’tan bahsetmişken, Sn. Gül’ü bu şerefli ödülünüzle
mükafatlandırabilmeniz için ben de size yeni bir kriter ve yeni bir boyut
takdim edeyim.
Eminim biliyorsunuzdur, yıllardır Türkiye’nin Doğusunda ve Irak’ın Kuzeyinde
Türk Ordusu ile PKK Terör Örgütü arasında süregelen bir çatışma var ve Türk
Silahlı Kuvvetleri zaman zaman Irak sınırını geçip bu teröristleri yok etmek
için sınır ötesi operasyonlar yapmakta. Bu ülkemizin büyük acılar çektiği
bir sorun ve 1984 yılından bu yana süregelmekte. 100.000 e yakın insanımızı
kaybettik ve şunun altını çizmeliyim ki, milletimiz burada terörist bir
örgüte karşı bir mücadele etmekte.
Bakalım şimdi “Devlet Adamı”mız Sn. Gül neler yapmış? O dönemde Başbakan
iken Sn. Gül, 3 Nisan 2003 tarihinde Mr. Collin Powell ile gizli bir anlaşma
imzalamış. 9 maddelik bu anlaşmanın bazı maddeleri şöyle:
1. Türk Birlikleri Kuzey Irak’tan derhal geri çekilecek.
2. Bundan böyle Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesi operasyon
yapmayacak
3. PKK’ya karşı yapılacak her türlü operasyonla ilgili olarak ABD
yetkililerine haber verilecek ve onların izni alınacak
4. ABD’nin Iran ve diğer Orta Doğu ülkelerine karşı yapacağı askeri
harekatlarda yoğun destek verilecek. ABD askerlerinin ve mühimmatın naklinde
kolaylıklar sağlanacak, üslerin kullanılmasına izin verilecek ve Türk
askerlerinin destek olması sağlanacak. Türk birlikleri ABD ordusunun
komutası altına girecek ve Üst Kumanda Heyeti Amerikalılardan oluşacak.
5. Türkiye ülke bütünlüğü politikalarından vaz geçip zaman içersinde
federasyona dönüşecek.
Sayın Bayanlar ve Baylar,
Şimdi size soruyorum, eğer bu vatana ihanet değilse, sizce vatana ihanet
nedir?
Size Ingiltereden bir örnek veremiyorum çünkü sizde Cumhurbaşkanlığı sistemi
yok, ama diyelim ki, Fransa Başbakanı, bir başka ülke ile böyle gizli bir
anlaşma imzalıyor, ve daha sonra bu kişi Cumhurbaşkanı seçiliyor. Lütfen
gülmeyin. Daha sonra da bir başka ülke bu kişiyi “Yılın Devlet Adamı”
olarak ödüllendiriyor ve bir Ingiliz vatandaşı olarak siz bütün bu olup
bitenden haberdar olup olayı izliyorsunuz. Reaksiyonunuz ne olurdu? Lütfen
bu soruyu kendinize bir sorun.
Bitmedi, tek olay bu da değil. 22 Eylül 2003 tarihinde Dış İşleri Bakanı Ali
Babacan ABD ile bir başka anlaşma daha imzaladı. Amerikan ordusu Irak’ın
kuzeyine konuşlandırılacak, Türk birlikleri kuzey Irak’tan çekilecek, buna
karşılık da ABD Türkiye’ye 8,5 milyar dolar düşük faizli kredi verecek.
Sizce de bir ülkenin fiyatı bu kadar ucuz olabilir mi?
Sn. Gül, Sn. Tayyip Erdoğan ve AKP. Bunlar bir sacayağıdır ve bunları
birbirlerinden farklı telakki edemezsiniz. Bu insanlar sekiz yıldır bu
ülkeyi yönetiyorlar. Kurumunuzun başdanışmanı Suzan Sabancı Dinçer Türk
medyasını takip ediyordur ve eminim Başbakan Müsteşarı Cüneyt Zapsu’yu
hatırlayacaktır. Ne demişti Zapsu 7 Nisan 2006 günü American Enterprise
Institute’da yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan için; “Bu adamı delikten
aşağı süpürmeyin, ama kullanın”.
İşte bu tür “Devlet Adamları”nı “Yılın Devlet Adamı” seçtiği için Chatham
House’u bir kez daha kutluyorum.
Sitenizde Suzan Sabancı Dinçer şöyle demiş: “Sn. Gül bu prestijli ödüle hak
kazandığı için gururlu ve mutluyum. Türkiye’ye ve bölgeye istikrar ve refah
getirdiği ve ülkede gerçekleştirilen reformları desteklediği ve Avrupa ile
tam bir entegrasyon için gösterdiği çabalar Chatham House üyeleri tarafından
dikkate alınmıştır”.
Sn. Dinçer reformlardan yani devrimlerden bahsediyor. Türkiye’nin
modernleşmesini ve Avrupa ve Batı dünyası ile entegrasyonunu sağlayan
devrimler 1920’li yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından
gerçekleştirilmişti. Sizin devrim diye nitelendirdiğiniz ve bu insanların
ortaya koydukları karşı devrim olup ülkeyi karanlık Ortaçağ’a doğru
sürüklemektedir. Şayet modern bir Türkiye’den bahsediyorsanız lütfen mevcut
“Birinci Leydimiz”, “İkinci Leydimiz”, kızları ve gelinlerinin kıyafetlerine
ve görünümlerine bir bakın. Sonra da 1930’lu yıllarda çekilmiş Mustafa Kemal
Atatürk ve etrafında yer alan hanımefendilerin fotoğraflarına bir bakın ve
siz karar verin. 2010’lar mı daha modern bir Türkiye, 1930’lar mı?
Siz hiç Sn. Gül’ün veya Sn. Erdoğan’ın eşleriyle ya da kızlarıyla
dansettiğini gördünüz mü? Ya da onları bir opera, bir bale, ya da bir
tiyatro izlediklerini, veya bir resim ya da heykel ya da herhangi bir sanat
sergisi gezdiklerini hiç gören var mı? Şayet onların hoşuna gitmeyecek bir
karikatür yayınlarsanız başınıza neler gelir biliyor musunuz? Ha, bu arada
unutmadan, Sn. Gül’ün, Sn. Erdoğan’ın ve AKP’nin en önemli düşmanlarından
biri kim biliyor musunuz? Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say.
Duyduğum kahkahalarınız mı yoksa kulağım mı yanılıyor?
Bu seçimi yapmanızı sağlayan kriterlerden bir başkası da şöyle ifade
edilmiş: “Başkan Gül Türkiye’nin Avrupa Birliğine çapalanması konusunda
önemli çabalar sarfetmiştir. Onun liderliği altında Türkiye, sivil demokrasi
konusunda aşamalar kaydetmiş ve yapılan politik ve hukuki reformlarla ülke
Avrupa standartlarına biraz daha yaklaşmışdemokrasi ve insan hakları
konusunda önemli adımlar atılmıştır”.
Bu sefer de karşımıza ünlü sacayağımız Sn. Gül, Sn. Erdoğan ve AKP ile insan
hakları kavramı karşımıza çıkıyor. Breh, breh, breh. Nereden başlasak ki?
Ben yine Sn. Suzan Sabancı Dinçer’i yardıma çağırıyorum zira bir Türk
vatandaşı olarak bu ülkede neler olup bittiğini en iyi o bilir. Ben ana
hatları ortaya koyacağım, Sn Dinçer de detayları size aktaracaktır. Örneğin,
Silivri’deki Mahkeme Salonu ve Hapisaneden başlayalım mı? İnsan hakları ve
aynı tesis içersinde bir mahkeme ve bir cezaevi. Bu cezaevinde Mustafa
Balbay, Tuncay Özkan, Ergün Poyraz, Doğu Perinçek gibi kaç gazetecinin,
dünyaca ünlü proferörümüz Mehmet Haberal gibi kaç öğretim üyesi ve birçok
ülke aydınının iki yıldan bu yana ne ile suçlandıklarını bile bilmeden hapis
yattığını hatırlıyor muyuz acaba?
Şayet Sn. Suzan Sabancı Dinçer Istanbul’a gelecek olursa onu Silivri’deki
duruşmalardan birine götürmekten memnuniyet duyacağım. O zaman görsün
bakalım orada nasıl bir komedi, daha doğrusu bir trajedi sergileniyor ve
hukuk nasıl katlediliyor.
Bu arada, mahkemelerden bahsetmişken, Sn. Gül hakkında Refah Partisinin bir
trilyon eski Türk Lirasını zimmetine geçirmesi ile ilgili bir suçlama var.
Cumhurbaşkanı olduğu için kendisini yargılıyamıyoruz.
Bu ödülün Sn. Gül’e verilmesi konusundaki kararlara katılan tüm
mensuplarınızı Istanbul’a davet ediyorum. Gelin, birlikte Üniversite önünde
herhangi birşeyi protesto eden öğrencilerin eylemine katılalım, ya da hak
arayan işçilerin bir grevine destek olalım. Polisten nasıl bir dayak
yiyeceğimizi ve tutuklanacağımızı hep birlikte yaşayalım.Yalnız, gelirken
gaz maskelerinizi getirmeyi unutmayın, çünki polisin sıkacağı biber gazı
gözlerinizi yakabilir.
Şayet şu sıralar çok meşgulseniz, o zaman güzel bir yaz tatili için sizi
Haziran 2011’de Istanbul’a bekliyorum. O tarihte Genel Seçimlerimiz
yapılacak ve ben sizlere üzerinde “Oyunuzu CHP’ye verin” yazan birer T-Shirt
vereceğim. Hep birlikte bu T-Shirtleri giyip Istanbul caddelerinde dolaşmaya
çıkıp polisin tesislerinde bizi nasıl ağırlıyacağına şahit olacağız. Şayet
canımızı kurtarabilirsek o zaman sizi Çamlıca tepesine götürürüm. Çamlıca
tepesi Boğaziçi’ni ve Istanbul’u en güzel seyredebileceğiniz yerlerden
biridir. Orada Istanbul Belediyesinin bir de gazinosu var. Bir masaya oturup
o muhteşem manzaranın ve gün batımının keyfini çıkarmaya başlarız. Belki de
üyelerinizden Dr. Robin Niblett bana dönüp, “Ya Ali,bana bir bardak bira
alsana” der. Ben de ona, “kusura bakma Robin ama AKPnin yönettiği tüm ülke
çapındaki belediye tesislerinde alkollü içeceklerin satışı yasak” derim.
Afedersiniz, insan hakları mı demiştiniz?
Şayet bu hükümet size böyle bir yazı gönderdiği ortaya çıkarırsa eminim ki
beni de hapse tıkacaklardır. Büyük ihtimalle de Silivri’de olurum. Şayet
Suzan Sabancı Dinçer hanımefendi ziyaretime gelirse şeref duyarım. İnsan
hakları ve Sn. Gül, ha?
Sayın Baylar ve Bayanlar
Sizlerin şahsi, politik, ideolojik ya da ülke çıkarlarınız sizi böyle bir
doğrultuda karar almaya ve böyle bir işi gerçekleştirmeye sürükleyebilir ama
koskoca bir ülkeyi böylesine aşağılamaya ve aptal yerine koymaya hiç bir
hakkınız bulunmamaktadır. Sn. Gül’e vermiş olduğunuz bu ödül bu ülkenin
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Turan Güneş ve sayısız
benzerleri gibi gerçek Devlet Adamlarına yapılmış ağır bir hakarettir.
Önümüzdeki yıllarda sizler yine bazı politik şahsiyetlere bu ödülü layık
göreceksiniz. Sizden kararlarınızı verirken çok titizlikle davranmanızı
istirham ediyorum. O şahsı ve ülkesini ve içinde bulundukları durumu enine
boyuna ve derinlemesine inceleyip araştırın ve o ülke insanlarının
hassasiyetlerini de sakın ola göz ardı etmeyin.
En derin saygılarımla,
Ali Verbas
Emekli ve gariban bir Türk vatandaşı
Dear Sirs,
I must thank your society and congratulate you for honouring the Turkish
Republic and all Turkish citizens. On 9th of November 2010 you have awarded
Mr. Abdullah Gul with your prize and have selected him as the “Statesman of
the Year”. When I heard about this news I thought that Chatham House must
have some criteria and our President must have fulfilled most of this
criteria. For this purpose I visited your website and researched the matter
a little bit.
First of all, I would like to ask you the definition of a “statesman”.
Should a “statesman” firstly and majorly serve for his country and defend
the benefits of his own country or serve for the benefits of other countries
like the US, European Union and all imperial forces. Were statesmen like
Mustafa Kemal Atatürk, Winston Churchill, George Washington, Benjamin
Franklin, Mahatma Ghandi etc. are known for praising their own countries or
serving for the benefits of other countries ?
Mr. Abdullah Gül and “statesman” are so far away and distant concepts that
you never can bring them together. When we consider these two concepts,
either we Turkish citizens do not know Mr. Abdullah Gül or you do not know
him at all. When you think of Mr. Gül, you can not consider him apart from
AKP (because he is a founding member) and our Prime Minister Mr. Recep
Tayyip Erdoğan and their policies. At this stage, I am confident that you as
Chatham House must have made a lot of research about Mr. Gül and what he has
done for his country. As a “statesman” and as a “President” first of all he
must be equidistant to all parties in the country. Is he really equidistant
or is he the public notary of AKP, signing immediately all the laws and
regulations brought before him by the government ? Is he embracing the whole
nation and serving for his whole country or is he following the policies of
AKP ?
Mr Gül has worked to deepen Turkey's traditional ties with the Middle East,
mediate between the fractious groups in Iraq and bring together the Afghan
and Pakistani leaderships to try to resolve disputes during 2009. This is
one of the criteria that led you to choose Mr. Gül for your prize. We are
now at the end of 2010 and what has come out of his deep efforts. Has the
war ended in Afghanistan or is it growing and spreading to Pakistan as well.
When we come to Iraq, this is a very delicate and complicated issue.
Your above criteria contains a meaning that Mr. Gül is serving to establish
peace in the Middle East, Afghanistan and Pakistan etc. Serving for peace is
the main idea, OK ?
Before the US and British troops invaded Iraq, our peaceman Mr. Gül
negotiated with the US President Mr. Bush and his delegation and promised
them that they could use the Turkish territory to transfer their troops,
forces and all their immunity over our Iraq border to invade Iraq. Thanks
God, our Parliament refused this suggestion and our country stood outside
this war.
Mr. Gül’s peace attempts ended with the death of 2 million Iraqis and
nowadays peace is ruling all over country. Everyday bombs are exploding and
hundreds of people are dying. Peace in Iraq. Please don’t make me laugh.
While we are talking about Iraq there is another aspect and a new criteria
for you to choose Mr. Gul for your honourable prize.
I am sure, you all know that there is battle between the Turkish Army and
the terrorist activity PKK in the Eastern region of Turkey and the North of
Iraq. PKK terrorists are located in the North of Iraq and from time to time
Turkish forces pass over the border to make operations to dissolve these
terrorists. This is a major problem that our nation is suffering since 1984.
Nearly 100.000 lives were lost in this struggle. I must underline the fact
that our nation is giving a fight against a terrorist activity.
Now let’s see what our “Statesman” Mr. Gul has done. On the 3rd of April
2003, while Mr. Gül was the Prime Minister, he signs a secret treaty with
Mr. Collin Powell of the USA. This treaty consists of 9 items and here are
some of these items :
1. Turkish Forces will retreat from the North of Iraq.
2. Turkish Army will never make operations over the Iraq border.
3. For any actions or operations against the PKK, US forces will be informed
and their permission will be taken.
4. Active support will be granted to US Forces for their military activities
against Iran and other Middle East countries. Facilities will be granted for
their transport, permission to use the military bases and giving Turkish
troops to the command of the US Army. The commanding force will be the US
Officers.
5. Turkey will quit its policy to keep its unity and will transform into a
federation.
Ladies and Gentlemen,
If this is not treason, what is treason ?
I can not give you an example from England because you do not have a
presidential system, but let’s say if the Prime Minister of France made such
an agreement with a country and later this person was elected as the
President of France. Please do not start laughing. Afterwards some other
country would award him with a prize of “Statesman of the Year”, and if you
knew all about this, as a British, what would be your reaction ? Please ask
this question to yourselves.
Furthermore, this is not the only case. Foreign Minister Mr. Ali Babacan
signed another treaty with the US on the 22nd September 2003 for the
location of US troops in the North of Iraq and the retreat of Turkish Troops
from North of Iraq against the granting of a credit for 8,5 billion US
Dollars. Can the value of a country be so cheap ?
Mr. Gül, Mr. Tayyip Erdoğan and AKP. This is a trident and you can not
separate them from each other. These people are governing Turkey for eight
years. Your Senior Adviser Suzan Sabancı Dinçer must be following the
Turkish media and I am sure she will recall Advisor Mr. Cüneyt Zapsu. Shall
we remember what he said on the 7th of April 2006 in a speech in American
Enterprise Institute for Mr. Tayyip Erdoğan ? “Don’t sweep him down the
drain, but use him.”
I must once more congratulate Chatham House for selecting such “Statesmen”
as the “Statesman of the Year”.
Ms. Suzan Sabancı Dinçer states that “I am proud and delighted that
President Gül is to receive this prestigious award. His efforts to bring
stability and prosperity to Turkey's region and his encouragement of
Turkey's rapid progress towards reform and full European integration have
been acknowledged by Chatham House members.”
Ms. Dinçer is talking about reforms. The reforms towards a modern Turkey
integrated with the European and Western world were achieved by Mustafa
Kemal Atatürk in the 1920’s. What you call the reforms these people are
trying to establish are counter reforms to drag the nation to the dark ages.
If we are talking about a modern Turkey then please look at the pictures and
images of our First Lady, Second Lady, their daughters and brides. Then,
look at the pictures of Mustafa Kemal Atatürk and the women around him in
the 1930’s and you decide which is a more modern Turkey. The 2010’s or the
1930’s.
Have you ever seen Mr. Abdullah Gül or Mr. Tayyip Erdoğan dancing with their
wives or daughters ? Or, have you ever seen them watching an opera or a
ballet or a theatre or attending a picture or a statue or an art exhibition
? Do you know what will happen to you if you draw a caricature to criticize
them ? And by the way, would you like to learn one of the greatest enemies
of our trident Mr. Gul, Mr. Erdoğan and the AKP ? Mr. Fazıl Say, our world
famous pianist.
Did I hear wrong or are you laughing also ?
Another criteria for your selection was “President Gül is also recognized
for being an unwavering proponent of anchoring Turkey in the European Union.
Under his leadership, Turkey is consolidating civilian democratic rule and
undergoing extensive political and legal reforms to bring the country closer
to European standards of democracy and human rights.
Again our famous trident Mr. Gül, Mr. Erdoğan and the AKP and human rights.
Well, well, well. Where shall we begin ? Again I will ask for the assistance
of Ms. Suzan Sabancı Dinçer because as a Turkish citizen she must be knowing
what is going on in this country. I will put forward the outlines and she
can give you the details. Shall we begin with the court and jailhouse in
Silivri. Human rights and a court and a jailhouse in the same facility. Do
you know how many journalists like Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Ergün
Poyraz, Doğu Perinçek, our world famous professor Mehmet Haberal, many other
lecturers and intellects of our country are kept in this jail for two years
without knowing what they are accused for ?
If Ms. Suzan Sabanci Dinçer will ever come to Istanbul, I will be delighted
to take her to Silivri to attend one of the trials so that she can witness
with her own eyes what kind of a comedy or rather a tragedy is being
performed there. She will see with her own eyes how the law is slaughtered
there.
While mentioning about courts, do you know that there is an accusation
against Mr. Gül for embezzling one trillion old Turkish Lira fund of his
former Refah Party. We can not judge him because he is the President.
May I invite all the decision takers granting this prize to Mr. Gül to
Istanbul to attend a student activity at some university protesting anything
or a worker strike and see how we shall be beaten and arrested by the
police. Please do not forget to bring along your masks against the mustard
gas the police will spray you otherwise your eyes might get hurt.
If you are very busy right now, then I invite to come in June 2011 for a
nice summer vacation. We shall have elections at that time and I will give
you T-Shirts writing “Vote for CHP” (Opponent party) and we will wear them
and walk around the streets of Istanbul to see how the police will entertain
us in their facilities. If we can save our lives from the police, then I
will take you to Çamlıca Hill. This hill is a place where you can have a
wonderful view of the Bosphorus and Istanbul. There is a restaurant of the
Municipality of Istanbul. We will sit at a table and enjoy the view and the
sunset. I am sure all of you will be very happy. Maybe Dr. Robin Niblett
will turn to me and say, “Hey Ali, please buy me a glass of beer”. And I
will reply, “Sorry Robin, alcohol is forbidden in all municipal facilities
governed by AKP members all over the country. Sorry, did you say Human
Rights ?
If our government finds out that I have written you this e-mail I am sure
that they will put me in prison. Most probably I will be at the Silivri
jailhouse. I will be honoured if Ms. Suzan Sabancı Dinçer will visit me in
this jail. Human Rights and Mr. Gül, eh ?
Ladies and Gentlemen,
Your personal, political, ideological or country benefits may lead you to
such attitudes and decisions but you have no right to fool and humiliate a
whole nation. What you have done by giving this prize to Mr. Gül is at least
an insult to the real statesmen of our country such as Mustafa Kemal
Atatürk, Ismet İnönü, Bülent Ecevit, Turan Güneş and many others.
In the coming years you will again award some other political figures with
this prize. I beg of you to be more careful about your decisions. Please
research and investigate that person thoroughly and widely as well as the
situation in his country and please re-consider the sensibilities of the
people of that country.
Cordially Yours,
Ali Verbas
A retired and modest Turkish citizen
aliverbas@gmail.com
Phone : +90 216 355 42 20
GSM : +90 537 256 23 63
Chatham House denilen Ingiliz kurumu Abdullah Gul’u “Yilin Devlet Adami”
secince fena halde tepem atti. Gul’u ve Devlet Adamligini bir turlu
bagdastiramiyorum ve icime sindiremiyorum. Bunun uzerine herseyi goze aldim
ve Chatham House a asagidaki yaziyi gonderdim. Sizlere de Turkce tercumesi
ile birlikte takdim ediyorum. Biliyorum, yazi biraz uzun ve oldukca agir
ifadeler iceriyor ama elimde degil, halen daha icime sindiremiyorum.
Paylasmak istedim.
Kardes sevgi ve saygilarimla,
Ali Verbas
averbas@yahoo.de
Sayın Baylar,
Saygıdeğer kurumunuza Türkiye Cumhuriyeti ve Türk vatandaşlarını
onurlandırdığınız için teşekkür ediyor ve sizi kutluyorum. 9 Kasım 2010
tarihinde Sn. Abdullah Gül’ü “Yılın Devlet Adamı” seçerek bir nişan ile
mükafatlandırdınız. Bu haberi duyduğumda Chatham House kurumunun mutlaka
birtakım kriterleri olmalı ve bizim Cumhurbaşkanımız da bu kriterlere uygun
olmalı ki onu seçmişler diye düşündüm ve bu amaçla web sayfanıza girip biraz
araştırma yaptım.
Öncelikle, sizlere “Devlet Adamı” tarifini sormakla başlamak istiyorum.
Sizce bir “Devlet Adamı” öncelikli ve başat olarak kendi ülkesinin
çıkarlarını savunan biri mi olmalıdır yoksa ABD, Avrupa Birliği ve diğer
emperyal güçlerin hizmetinde olanlar mıdır ? Sizce Mustafa Kemal Atatürk,
Winston Churchill, George Washington, Benjamin Franklin, Mahatma Gandi gibi
kendi ülkesinin refahı için çalışanlar mı “Devlet Adamı” idi yoksa başka
ülkelere hizmet edenler mi?
Sn. Abdullah Gül ve “Devlet Adamı” kavramları birbirinden o kadar farkli ve
birbirinden o kadar uzak iki kavram ki, bunları bir araya getirmeniz mümkün
değil. Bu iki kavramı bir arada düşündüğümüzde ya biz Türk milleti olarak
Sn. Gül’ü tanımıyoruz ya da siz hiç bir şey bilmiyorsunuz. Sn. Gül’ü ele
aldığınızda, bir kere onu AKP (kurucu üyesidir) ve Başbakan Sn. Recep Tayyip
Erdoğan’dan ve onların politikalarından ayrı olarak düşünemezsiniz. Bu
aşamada, şundan eminim ki Chatham House olarak Sn. Gül ve bu ülke için
yaptıkları hakkında esaslı bir araştırma yapmışsınızdır. Herşeyden önce, bir
“Cumhurbaşkanı” ve bir “Devlet Adamı” olarak Sn. Gül ülkedeki tüm partilere
eşit mesafede olmalıdır, değil mi? Gerçekten de eşit mesafede mi, yoksa
hükümet tarafından önüne getirilen bütün kanunları ve kararnameleri
imzalayan bir AKP noteri mi? Tüm ülke insanlarını kucaklayıp onların refahı
için çalışan biri mi yoksa AKP politikalarının bir hizmetkarı mı?
“Sn. Gül, ülkesi ile Orta Doğu ülkelerinin geleneksel bağlarının
güçlenmeside, Irak’taki farklı gurupların birleştirilmesinde ve Afganistan
ve Pakistan liderlerinin arasındaki tartışmaların sona erdirilmesinde 2009
yılında oynadığı önemli rol”. Bu kriter, bu ödülü Sn. Gül’e vermeniz için
size ışık tutmuş. Şimdi 2010 yılı sonundayız ve bölgede gerçekten neler
olmuş bir bakalım. Afganistan’daki savaş sona mı erdi, yoksa daha da
şiddetlenip Pakistan’a sıçrama eğiliminde mi? Irak’a gelince, işte bu çok
hassas ve derin bir konu.
Yukarıda bahsettiğim kriterinizin ana fikri Bölge Barışı. Yani, Irak,
Afganistan, Pakistan vs. Barışa hizmet etmek, barış için çabalamak, ana konu
bu. Öyle de, Amerikan ve Ingiliz birlikleri Irak’ı işgal etmeden once barış
gönüllümüz Sn. Gül, ABD Başkanı Bush ve delegasyonu ile Irak’ın işgali için
ABD ordusunun, tüm silah ve mühimmatın Türk toprakları üzerinden Irak’a
nakledilmesi görüşmelerini yapıyor onlara birtakım vaadlerde bulunuyordu.
Allahtan TBMM bu tezkereyi reddetti de ülkemiz savaş dışında kalabildi.
Sn. Gül’ün barışçı çabaları sonucunda 2 milyon Irak vatandaşı hayatını
kaybetti ama olsun, ülkeye barış ve huzur hakim oldu. Bugün bile ülkede
hergün bombalar patlıyor ve yüzlerce insan hayatını kaybediyor. Beni
güldürmeyin beyler. Irak’tan bahsetmişken, Sn. Gül’ü bu şerefli ödülünüzle
mükafatlandırabilmeniz için ben de size yeni bir kriter ve yeni bir boyut
takdim edeyim.
Eminim biliyorsunuzdur, yıllardır Türkiye’nin Doğusunda ve Irak’ın Kuzeyinde
Türk Ordusu ile PKK Terör Örgütü arasında süregelen bir çatışma var ve Türk
Silahlı Kuvvetleri zaman zaman Irak sınırını geçip bu teröristleri yok etmek
için sınır ötesi operasyonlar yapmakta. Bu ülkemizin büyük acılar çektiği
bir sorun ve 1984 yılından bu yana süregelmekte. 100.000 e yakın insanımızı
kaybettik ve şunun altını çizmeliyim ki, milletimiz burada terörist bir
örgüte karşı bir mücadele etmekte.
Bakalım şimdi “Devlet Adamı”mız Sn. Gül neler yapmış? O dönemde Başbakan
iken Sn. Gül, 3 Nisan 2003 tarihinde Mr. Collin Powell ile gizli bir anlaşma
imzalamış. 9 maddelik bu anlaşmanın bazı maddeleri şöyle:
1. Türk Birlikleri Kuzey Irak’tan derhal geri çekilecek.
2. Bundan böyle Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesi operasyon
yapmayacak
3. PKK’ya karşı yapılacak her türlü operasyonla ilgili olarak ABD
yetkililerine haber verilecek ve onların izni alınacak
4. ABD’nin Iran ve diğer Orta Doğu ülkelerine karşı yapacağı askeri
harekatlarda yoğun destek verilecek. ABD askerlerinin ve mühimmatın naklinde
kolaylıklar sağlanacak, üslerin kullanılmasına izin verilecek ve Türk
askerlerinin destek olması sağlanacak. Türk birlikleri ABD ordusunun
komutası altına girecek ve Üst Kumanda Heyeti Amerikalılardan oluşacak.
5. Türkiye ülke bütünlüğü politikalarından vaz geçip zaman içersinde
federasyona dönüşecek.
Sayın Bayanlar ve Baylar,
Şimdi size soruyorum, eğer bu vatana ihanet değilse, sizce vatana ihanet
nedir?
Size Ingiltereden bir örnek veremiyorum çünkü sizde Cumhurbaşkanlığı sistemi
yok, ama diyelim ki, Fransa Başbakanı, bir başka ülke ile böyle gizli bir
anlaşma imzalıyor, ve daha sonra bu kişi Cumhurbaşkanı seçiliyor. Lütfen
gülmeyin. Daha sonra da bir başka ülke bu kişiyi “Yılın Devlet Adamı”
olarak ödüllendiriyor ve bir Ingiliz vatandaşı olarak siz bütün bu olup
bitenden haberdar olup olayı izliyorsunuz. Reaksiyonunuz ne olurdu? Lütfen
bu soruyu kendinize bir sorun.
Bitmedi, tek olay bu da değil. 22 Eylül 2003 tarihinde Dış İşleri Bakanı Ali
Babacan ABD ile bir başka anlaşma daha imzaladı. Amerikan ordusu Irak’ın
kuzeyine konuşlandırılacak, Türk birlikleri kuzey Irak’tan çekilecek, buna
karşılık da ABD Türkiye’ye 8,5 milyar dolar düşük faizli kredi verecek.
Sizce de bir ülkenin fiyatı bu kadar ucuz olabilir mi?
Sn. Gül, Sn. Tayyip Erdoğan ve AKP. Bunlar bir sacayağıdır ve bunları
birbirlerinden farklı telakki edemezsiniz. Bu insanlar sekiz yıldır bu
ülkeyi yönetiyorlar. Kurumunuzun başdanışmanı Suzan Sabancı Dinçer Türk
medyasını takip ediyordur ve eminim Başbakan Müsteşarı Cüneyt Zapsu’yu
hatırlayacaktır. Ne demişti Zapsu 7 Nisan 2006 günü American Enterprise
Institute’da yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan için; “Bu adamı delikten
aşağı süpürmeyin, ama kullanın”.
İşte bu tür “Devlet Adamları”nı “Yılın Devlet Adamı” seçtiği için Chatham
House’u bir kez daha kutluyorum.
Sitenizde Suzan Sabancı Dinçer şöyle demiş: “Sn. Gül bu prestijli ödüle hak
kazandığı için gururlu ve mutluyum. Türkiye’ye ve bölgeye istikrar ve refah
getirdiği ve ülkede gerçekleştirilen reformları desteklediği ve Avrupa ile
tam bir entegrasyon için gösterdiği çabalar Chatham House üyeleri tarafından
dikkate alınmıştır”.
Sn. Dinçer reformlardan yani devrimlerden bahsediyor. Türkiye’nin
modernleşmesini ve Avrupa ve Batı dünyası ile entegrasyonunu sağlayan
devrimler 1920’li yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından
gerçekleştirilmişti. Sizin devrim diye nitelendirdiğiniz ve bu insanların
ortaya koydukları karşı devrim olup ülkeyi karanlık Ortaçağ’a doğru
sürüklemektedir. Şayet modern bir Türkiye’den bahsediyorsanız lütfen mevcut
“Birinci Leydimiz”, “İkinci Leydimiz”, kızları ve gelinlerinin kıyafetlerine
ve görünümlerine bir bakın. Sonra da 1930’lu yıllarda çekilmiş Mustafa Kemal
Atatürk ve etrafında yer alan hanımefendilerin fotoğraflarına bir bakın ve
siz karar verin. 2010’lar mı daha modern bir Türkiye, 1930’lar mı?
Siz hiç Sn. Gül’ün veya Sn. Erdoğan’ın eşleriyle ya da kızlarıyla
dansettiğini gördünüz mü? Ya da onları bir opera, bir bale, ya da bir
tiyatro izlediklerini, veya bir resim ya da heykel ya da herhangi bir sanat
sergisi gezdiklerini hiç gören var mı? Şayet onların hoşuna gitmeyecek bir
karikatür yayınlarsanız başınıza neler gelir biliyor musunuz? Ha, bu arada
unutmadan, Sn. Gül’ün, Sn. Erdoğan’ın ve AKP’nin en önemli düşmanlarından
biri kim biliyor musunuz? Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say.
Duyduğum kahkahalarınız mı yoksa kulağım mı yanılıyor?
Bu seçimi yapmanızı sağlayan kriterlerden bir başkası da şöyle ifade
edilmiş: “Başkan Gül Türkiye’nin Avrupa Birliğine çapalanması konusunda
önemli çabalar sarfetmiştir. Onun liderliği altında Türkiye, sivil demokrasi
konusunda aşamalar kaydetmiş ve yapılan politik ve hukuki reformlarla ülke
Avrupa standartlarına biraz daha yaklaşmışdemokrasi ve insan hakları
konusunda önemli adımlar atılmıştır”.
Bu sefer de karşımıza ünlü sacayağımız Sn. Gül, Sn. Erdoğan ve AKP ile insan
hakları kavramı karşımıza çıkıyor. Breh, breh, breh. Nereden başlasak ki?
Ben yine Sn. Suzan Sabancı Dinçer’i yardıma çağırıyorum zira bir Türk
vatandaşı olarak bu ülkede neler olup bittiğini en iyi o bilir. Ben ana
hatları ortaya koyacağım, Sn Dinçer de detayları size aktaracaktır. Örneğin,
Silivri’deki Mahkeme Salonu ve Hapisaneden başlayalım mı? İnsan hakları ve
aynı tesis içersinde bir mahkeme ve bir cezaevi. Bu cezaevinde Mustafa
Balbay, Tuncay Özkan, Ergün Poyraz, Doğu Perinçek gibi kaç gazetecinin,
dünyaca ünlü proferörümüz Mehmet Haberal gibi kaç öğretim üyesi ve birçok
ülke aydınının iki yıldan bu yana ne ile suçlandıklarını bile bilmeden hapis
yattığını hatırlıyor muyuz acaba?
Şayet Sn. Suzan Sabancı Dinçer Istanbul’a gelecek olursa onu Silivri’deki
duruşmalardan birine götürmekten memnuniyet duyacağım. O zaman görsün
bakalım orada nasıl bir komedi, daha doğrusu bir trajedi sergileniyor ve
hukuk nasıl katlediliyor.
Bu arada, mahkemelerden bahsetmişken, Sn. Gül hakkında Refah Partisinin bir
trilyon eski Türk Lirasını zimmetine geçirmesi ile ilgili bir suçlama var.
Cumhurbaşkanı olduğu için kendisini yargılıyamıyoruz.
Bu ödülün Sn. Gül’e verilmesi konusundaki kararlara katılan tüm
mensuplarınızı Istanbul’a davet ediyorum. Gelin, birlikte Üniversite önünde
herhangi birşeyi protesto eden öğrencilerin eylemine katılalım, ya da hak
arayan işçilerin bir grevine destek olalım. Polisten nasıl bir dayak
yiyeceğimizi ve tutuklanacağımızı hep birlikte yaşayalım.Yalnız, gelirken
gaz maskelerinizi getirmeyi unutmayın, çünki polisin sıkacağı biber gazı
gözlerinizi yakabilir.
Şayet şu sıralar çok meşgulseniz, o zaman güzel bir yaz tatili için sizi
Haziran 2011’de Istanbul’a bekliyorum. O tarihte Genel Seçimlerimiz
yapılacak ve ben sizlere üzerinde “Oyunuzu CHP’ye verin” yazan birer T-Shirt
vereceğim. Hep birlikte bu T-Shirtleri giyip Istanbul caddelerinde dolaşmaya
çıkıp polisin tesislerinde bizi nasıl ağırlıyacağına şahit olacağız. Şayet
canımızı kurtarabilirsek o zaman sizi Çamlıca tepesine götürürüm. Çamlıca
tepesi Boğaziçi’ni ve Istanbul’u en güzel seyredebileceğiniz yerlerden
biridir. Orada Istanbul Belediyesinin bir de gazinosu var. Bir masaya oturup
o muhteşem manzaranın ve gün batımının keyfini çıkarmaya başlarız. Belki de
üyelerinizden Dr. Robin Niblett bana dönüp, “Ya Ali,bana bir bardak bira
alsana” der. Ben de ona, “kusura bakma Robin ama AKPnin yönettiği tüm ülke
çapındaki belediye tesislerinde alkollü içeceklerin satışı yasak” derim.
Afedersiniz, insan hakları mı demiştiniz?
Şayet bu hükümet size böyle bir yazı gönderdiği ortaya çıkarırsa eminim ki
beni de hapse tıkacaklardır. Büyük ihtimalle de Silivri’de olurum. Şayet
Suzan Sabancı Dinçer hanımefendi ziyaretime gelirse şeref duyarım. İnsan
hakları ve Sn. Gül, ha?
Sayın Baylar ve Bayanlar
Sizlerin şahsi, politik, ideolojik ya da ülke çıkarlarınız sizi böyle bir
doğrultuda karar almaya ve böyle bir işi gerçekleştirmeye sürükleyebilir ama
koskoca bir ülkeyi böylesine aşağılamaya ve aptal yerine koymaya hiç bir
hakkınız bulunmamaktadır. Sn. Gül’e vermiş olduğunuz bu ödül bu ülkenin
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Turan Güneş ve sayısız
benzerleri gibi gerçek Devlet Adamlarına yapılmış ağır bir hakarettir.
Önümüzdeki yıllarda sizler yine bazı politik şahsiyetlere bu ödülü layık
göreceksiniz. Sizden kararlarınızı verirken çok titizlikle davranmanızı
istirham ediyorum. O şahsı ve ülkesini ve içinde bulundukları durumu enine
boyuna ve derinlemesine inceleyip araştırın ve o ülke insanlarının
hassasiyetlerini de sakın ola göz ardı etmeyin.
En derin saygılarımla,
Ali Verbas
Emekli ve gariban bir Türk vatandaşı
Dear Sirs,
I must thank your society and congratulate you for honouring the Turkish
Republic and all Turkish citizens. On 9th of November 2010 you have awarded
Mr. Abdullah Gul with your prize and have selected him as the “Statesman of
the Year”. When I heard about this news I thought that Chatham House must
have some criteria and our President must have fulfilled most of this
criteria. For this purpose I visited your website and researched the matter
a little bit.
First of all, I would like to ask you the definition of a “statesman”.
Should a “statesman” firstly and majorly serve for his country and defend
the benefits of his own country or serve for the benefits of other countries
like the US, European Union and all imperial forces. Were statesmen like
Mustafa Kemal Atatürk, Winston Churchill, George Washington, Benjamin
Franklin, Mahatma Ghandi etc. are known for praising their own countries or
serving for the benefits of other countries ?
Mr. Abdullah Gül and “statesman” are so far away and distant concepts that
you never can bring them together. When we consider these two concepts,
either we Turkish citizens do not know Mr. Abdullah Gül or you do not know
him at all. When you think of Mr. Gül, you can not consider him apart from
AKP (because he is a founding member) and our Prime Minister Mr. Recep
Tayyip Erdoğan and their policies. At this stage, I am confident that you as
Chatham House must have made a lot of research about Mr. Gül and what he has
done for his country. As a “statesman” and as a “President” first of all he
must be equidistant to all parties in the country. Is he really equidistant
or is he the public notary of AKP, signing immediately all the laws and
regulations brought before him by the government ? Is he embracing the whole
nation and serving for his whole country or is he following the policies of
AKP ?
Mr Gül has worked to deepen Turkey's traditional ties with the Middle East,
mediate between the fractious groups in Iraq and bring together the Afghan
and Pakistani leaderships to try to resolve disputes during 2009. This is
one of the criteria that led you to choose Mr. Gül for your prize. We are
now at the end of 2010 and what has come out of his deep efforts. Has the
war ended in Afghanistan or is it growing and spreading to Pakistan as well.
When we come to Iraq, this is a very delicate and complicated issue.
Your above criteria contains a meaning that Mr. Gül is serving to establish
peace in the Middle East, Afghanistan and Pakistan etc. Serving for peace is
the main idea, OK ?
Before the US and British troops invaded Iraq, our peaceman Mr. Gül
negotiated with the US President Mr. Bush and his delegation and promised
them that they could use the Turkish territory to transfer their troops,
forces and all their immunity over our Iraq border to invade Iraq. Thanks
God, our Parliament refused this suggestion and our country stood outside
this war.
Mr. Gül’s peace attempts ended with the death of 2 million Iraqis and
nowadays peace is ruling all over country. Everyday bombs are exploding and
hundreds of people are dying. Peace in Iraq. Please don’t make me laugh.
While we are talking about Iraq there is another aspect and a new criteria
for you to choose Mr. Gul for your honourable prize.
I am sure, you all know that there is battle between the Turkish Army and
the terrorist activity PKK in the Eastern region of Turkey and the North of
Iraq. PKK terrorists are located in the North of Iraq and from time to time
Turkish forces pass over the border to make operations to dissolve these
terrorists. This is a major problem that our nation is suffering since 1984.
Nearly 100.000 lives were lost in this struggle. I must underline the fact
that our nation is giving a fight against a terrorist activity.
Now let’s see what our “Statesman” Mr. Gul has done. On the 3rd of April
2003, while Mr. Gül was the Prime Minister, he signs a secret treaty with
Mr. Collin Powell of the USA. This treaty consists of 9 items and here are
some of these items :
1. Turkish Forces will retreat from the North of Iraq.
2. Turkish Army will never make operations over the Iraq border.
3. For any actions or operations against the PKK, US forces will be informed
and their permission will be taken.
4. Active support will be granted to US Forces for their military activities
against Iran and other Middle East countries. Facilities will be granted for
their transport, permission to use the military bases and giving Turkish
troops to the command of the US Army. The commanding force will be the US
Officers.
5. Turkey will quit its policy to keep its unity and will transform into a
federation.
Ladies and Gentlemen,
If this is not treason, what is treason ?
I can not give you an example from England because you do not have a
presidential system, but let’s say if the Prime Minister of France made such
an agreement with a country and later this person was elected as the
President of France. Please do not start laughing. Afterwards some other
country would award him with a prize of “Statesman of the Year”, and if you
knew all about this, as a British, what would be your reaction ? Please ask
this question to yourselves.
Furthermore, this is not the only case. Foreign Minister Mr. Ali Babacan
signed another treaty with the US on the 22nd September 2003 for the
location of US troops in the North of Iraq and the retreat of Turkish Troops
from North of Iraq against the granting of a credit for 8,5 billion US
Dollars. Can the value of a country be so cheap ?
Mr. Gül, Mr. Tayyip Erdoğan and AKP. This is a trident and you can not
separate them from each other. These people are governing Turkey for eight
years. Your Senior Adviser Suzan Sabancı Dinçer must be following the
Turkish media and I am sure she will recall Advisor Mr. Cüneyt Zapsu. Shall
we remember what he said on the 7th of April 2006 in a speech in American
Enterprise Institute for Mr. Tayyip Erdoğan ? “Don’t sweep him down the
drain, but use him.”
I must once more congratulate Chatham House for selecting such “Statesmen”
as the “Statesman of the Year”.
Ms. Suzan Sabancı Dinçer states that “I am proud and delighted that
President Gül is to receive this prestigious award. His efforts to bring
stability and prosperity to Turkey's region and his encouragement of
Turkey's rapid progress towards reform and full European integration have
been acknowledged by Chatham House members.”
Ms. Dinçer is talking about reforms. The reforms towards a modern Turkey
integrated with the European and Western world were achieved by Mustafa
Kemal Atatürk in the 1920’s. What you call the reforms these people are
trying to establish are counter reforms to drag the nation to the dark ages.
If we are talking about a modern Turkey then please look at the pictures and
images of our First Lady, Second Lady, their daughters and brides. Then,
look at the pictures of Mustafa Kemal Atatürk and the women around him in
the 1930’s and you decide which is a more modern Turkey. The 2010’s or the
1930’s.
Have you ever seen Mr. Abdullah Gül or Mr. Tayyip Erdoğan dancing with their
wives or daughters ? Or, have you ever seen them watching an opera or a
ballet or a theatre or attending a picture or a statue or an art exhibition
? Do you know what will happen to you if you draw a caricature to criticize
them ? And by the way, would you like to learn one of the greatest enemies
of our trident Mr. Gul, Mr. Erdoğan and the AKP ? Mr. Fazıl Say, our world
famous pianist.
Did I hear wrong or are you laughing also ?
Another criteria for your selection was “President Gül is also recognized
for being an unwavering proponent of anchoring Turkey in the European Union.
Under his leadership, Turkey is consolidating civilian democratic rule and
undergoing extensive political and legal reforms to bring the country closer
to European standards of democracy and human rights.
Again our famous trident Mr. Gül, Mr. Erdoğan and the AKP and human rights.
Well, well, well. Where shall we begin ? Again I will ask for the assistance
of Ms. Suzan Sabancı Dinçer because as a Turkish citizen she must be knowing
what is going on in this country. I will put forward the outlines and she
can give you the details. Shall we begin with the court and jailhouse in
Silivri. Human rights and a court and a jailhouse in the same facility. Do
you know how many journalists like Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Ergün
Poyraz, Doğu Perinçek, our world famous professor Mehmet Haberal, many other
lecturers and intellects of our country are kept in this jail for two years
without knowing what they are accused for ?
If Ms. Suzan Sabanci Dinçer will ever come to Istanbul, I will be delighted
to take her to Silivri to attend one of the trials so that she can witness
with her own eyes what kind of a comedy or rather a tragedy is being
performed there. She will see with her own eyes how the law is slaughtered
there.
While mentioning about courts, do you know that there is an accusation
against Mr. Gül for embezzling one trillion old Turkish Lira fund of his
former Refah Party. We can not judge him because he is the President.
May I invite all the decision takers granting this prize to Mr. Gül to
Istanbul to attend a student activity at some university protesting anything
or a worker strike and see how we shall be beaten and arrested by the
police. Please do not forget to bring along your masks against the mustard
gas the police will spray you otherwise your eyes might get hurt.
If you are very busy right now, then I invite to come in June 2011 for a
nice summer vacation. We shall have elections at that time and I will give
you T-Shirts writing “Vote for CHP” (Opponent party) and we will wear them
and walk around the streets of Istanbul to see how the police will entertain
us in their facilities. If we can save our lives from the police, then I
will take you to Çamlıca Hill. This hill is a place where you can have a
wonderful view of the Bosphorus and Istanbul. There is a restaurant of the
Municipality of Istanbul. We will sit at a table and enjoy the view and the
sunset. I am sure all of you will be very happy. Maybe Dr. Robin Niblett
will turn to me and say, “Hey Ali, please buy me a glass of beer”. And I
will reply, “Sorry Robin, alcohol is forbidden in all municipal facilities
governed by AKP members all over the country. Sorry, did you say Human
Rights ?
If our government finds out that I have written you this e-mail I am sure
that they will put me in prison. Most probably I will be at the Silivri
jailhouse. I will be honoured if Ms. Suzan Sabancı Dinçer will visit me in
this jail. Human Rights and Mr. Gül, eh ?
Ladies and Gentlemen,
Your personal, political, ideological or country benefits may lead you to
such attitudes and decisions but you have no right to fool and humiliate a
whole nation. What you have done by giving this prize to Mr. Gül is at least
an insult to the real statesmen of our country such as Mustafa Kemal
Atatürk, Ismet İnönü, Bülent Ecevit, Turan Güneş and many others.
In the coming years you will again award some other political figures with
this prize. I beg of you to be more careful about your decisions. Please
research and investigate that person thoroughly and widely as well as the
situation in his country and please re-consider the sensibilities of the
people of that country.
Cordially Yours,
Ali Verbas
A retired and modest Turkish citizen
aliverbas@gmail.com
Phone : +90 216 355 42 20
GSM : +90 537 256 23 63
.
__,_._,___
--
Selim Ersan Tinay
--
BENiM MANEVi MiRASIM BiLiM VE AKILDIR!
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır...
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
iddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkar etmek olur...
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Gruba e-posta göndermek için: addyahyakaptan@googlegroups.com
Grup Yönetimine ulaşın : addyahyakaptan+owner@googlegroups.com
Grup Ana sayfası : http://groups.google.com/group/ADDYAHYAKAPTAN
--
BENiM MANEVi MiRASIM BiLiM VE AKILDIR!
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır...
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
iddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkar etmek olur...
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Grup mail adresi: MAKARNA@googlegroups.com
Grup yöneticisi : makarna+owner@googlegroups.com
Grup anasayfa : http://groups.google.com/group/MAKARNA