Rüzgar perdeleri okşuyor usulca ve gece kanatsız bir melek gibi aralanıyor sessizliğin gizemli düş bahçesinden içeri.açıklanamaz yanlarımız sırlara bürünmüş ufkundan aşıp kendimi seyrediyorum şimdi.
Takvimde yazmayan bir zamandayım yada zamanın terk ettiği bilinmez bir mezrada,ölçüsüz mukavemetsiz anlamları giyip sevmeye çalıştığım sokaklar.
Bütün günün ağırlığı unutmuşcasına yeni bir günün hazırlığında tıpkı annemin hergün yemek hazılaması gibi,sokakların yemeği ise düşler ve hayat çarpanının geometrik simetrisinde kendi yolunu usulca gezinen bir karıncanın hayata aldığı anlamlar silsilesi.
Bu tür zamanlar işte…
Kendimle baş başa kaldığım ve aklımın ellerimden kaçıp tamamen hürriyet giyinmiş asi ruhlar gemisinde kaptan olduğu.
Özgürlük ve yalnızlık arasındaki o ince çizgiden bakarken caddenin ışıklarına varlığımla ilgili ılık ama ağzımdan tükürdüğüm gerçeklerim hayalet gölgelerin içinde gezinir şimdi.
Sigaranın dumanları odanın içinde salaş turlar atarken suskun bir müzik eşliğindeyim.bazen dünyanın en güzel melodisi suskunluk olabiliyor çünkü o kadar masum ve samimi bir anlamı var ki;
Üstelik ona hertürlü anlamı ve düşgücünün eriştiği bütün ego katsayılarını giydirip varlığın yetenekli büyüsü ile çarpabilirim.
Çevremde hayatlar geziyor…
Arayışlar,yıkılışlar varoluşlar,yokoluşlar…
Herkesi ve her şeyi tek bir gözle görüp anlamanın mahareti içinde sadece yarını düşünebilmek büyük bir keyif aslında.
İçinden ateşler geçen geçmişiyle kavgalı,kendisiyle çelişkili ve çelimsiz dostum içinden geçtiği ateş sınavının en yakıcı zamanında şimdi.
Ne kadar küfür etsekte aslında argo dediğimiz olay düşüncelerin duyguları ifade etmede yetersiz kaldığı yerde başlar.orada akıl ve mantık bitmiş yaşadıklarımız bizlerin çok üstünde ağırlıklarla üzerimize abanmıştır.
Öyle bir şey söyle ki şu gökyüzünün kapısı açılsın…
Yada öyle bir şey yap ki;
Bütün imkansızlıklar ve anlamsızlıklar bir tek kelime ile kendini ifade etsin.
Yada öyle bir cümle kur ki;
İçinden geçen tek bir küfür senin varlığı kutsayıp acının ağzından tükürsün.
Bir mümkünatı olmalı elbet…
Ellerinde az ötende duran bira şişesinden çok daha fazlası hafızanın derinliklerinde ailenin seni vakitsiz terk edip yedi milyarda bir ihtimal gibi yaşamın göbeğine fırlatışını açıklasın.
İşte o zaman açılsın kapıları zamanın…
Yalnızlığın kapıları açılsın.
Bir sigara dumanından ibaret olmasın içindeki boşluk ve aldığın nefes zincirlerini kırarak sana geri geri koşsun.
Sesler duydum dostum…
Sesler…
Bunca yıllık ömrüm boyunca bir sürü ses manalı manasız bir ton kelime ve saçma sapan bazense harika kelime harmolikaları…
Kaçakların mazeret arayışları içinde kendi gömleklerini yakışlarını izledim mesela suskunca.
Yenilen yada hayatta kaybeden bütün insanların mazeret arayışını da işittim.
Zaten mazeretler hep kaybedenler için vardır…
Oysa kazanan ve kazanmayı bilenlerin mazeretleri yoktur zaten onlar için mazerete gerekte yoktur.
Bir savaşta bir an geri düştüğünde yapman gereken bir sonraki hamleyi sınamak olursa önceki yada şimdi hamlelerin geri adımlarında kendini aramaktan kurtulabiliyorsun ve bir an için bütün engeller kapısını aralayıp seni içeri buyur edebiliyor.
Kimse yaptığı hatalardan yada hayatın onlara sunduğu imkanlardan ötürü kurban yada mahkum değildir.
Asıl mahkum olan o hataları kendisine kalkan olarak kullanıp asıl niyetini ardına gizleyip senin zafiyetinden yararlanmaya çalışan zavallıdır.
Çünkü kesin olan;
Her insan hata yapabilir…
Ben,sen,o…
Herkes…
Yolda yürüyen bir adam dikkatizce yürüyüp bana çarptı diye adamı dövmeye kalkmadım hiç.
Yahut yanlış hesap yapıp eksik para üstü veren bir kasiyere hatasını vurduğumuda hatırlamıyorum.
Sen sadece bir aşkın içinde kendini ilk başta yanlış bir kimlikle lanse etmiş olabilirsin ve bir insan senin o kimliğini sevmiş olabilir.
Oysa şu daha büyük bir gerçek ki o kimliği yaratan zaten sensin yani ne kadar çift kimlikli bir durum yaratsan da aslında o kişi bir tek kişi ve o iki kişi aynı şeyi söylüyor şimdi.
Sen bulduğun bir anlamı ilk gördüğün anda kaybettiğin bir oyunun içinde yitirdiğini düşünürken bir kimliğe inanan insan ise o kimliği sonsuza dek kaybetmek üzere ve onun tek mazeretiyse senin basit bir çıkarım oyunun.
Telefonda sesinin titrediğini ve yıkıldığını hissettiğinde içinde açılan uçurumu tahmin edebiliyorum…
Ama bilirsin ki insanların timsah gözyaşları da var…
Bilirsin timsahlar avını yakaladığında yerken gözyaşı dökerler.
Onaylanmayacak bir iş gibi görünsede zamanın eli değerse ve saf olan bir şeyi bulduğunuzu düşünüyorsan kaderin ironisine inanıp ona sımsıkı sarılmaya devam etmek bence en güzelidir.
Zaman aranızda açılan yaraları el yordamıyla saracaktır eğer elde ettiğiniz hummalı ışık bir gerçekten ibaretse ki eğer saatlerin dokunaklı tik takları arasında kaybolursanız bil ki zaten olmayan bir neona bakmışsın sen sadece.
Hayat geniş bir kavram…
İçine her şeyi sığdırabiliyoruz…
Daha geçen gün söylediğimiz şarkılardan,içtiğimizi şişe sevdalarından ve paylaştığımız düş dünyalarımızdan tut da tanınmamış insanların birbiriyle aynı olan hikaye çeşitlerine kadar.
Gece üçte sahilde çaldığın ıslık taaa karşı yakadan duyuluyordur emin ol.
Uykuya çekilirken zamanlar insanın en zayıf anı hep gecedir çünkü ve evrenin en zayıf olduğu zaman yine gecedir.
Çünkü karanlıkta her şey aynı olmakla beraber üzerine kalın bir örtü örtünür.
İçimizdeki aşklar birbir uyanır yada benim gibi yalnız olduğunu duyumsuyorsan kalbindeki derin ıssızlığı aslında hiç yazmadığın bir şarkıda arayabilirsin.
Yarın iş günüdür ama henüz düşünmüyorum ki;
Belki kendimden istifa etmişimdir hiç düşündün mü_??
Hiç düşündün mü bu piçler niye kaldırıma oturup kafayı bulana kadar bulanık hikayeler anlatıyor.
Bizden azlar mı_??
Yada bizden fazlalar mı_??
Çöp konteynırına yaslanmış salkım saçak gölgeler kendi yoksulluğu ile sevişirken avuçlarımda kanayan lambanın islerini görebiliyormusun peki….
Meydana vurduğumuzda bedenimizi,umarsız bir sürü kaybolmuş bedenin üzerimize çullanırcasına acizane bir şekilde ve çoğalarak geldiğini görürürüz.
Kaçışan adımlar ve kaçamak bakışlar arasında kendi varlığımızdan izler ararız caddeyi giydiren o neonların yalan ışıklarında…
Ya birazdan elektirik kesilirse….
O neonlar hayatımızın yüreğimizde hapsolmuş yanını aydınlatabilecek mi_?
Oysa sen bir insanın en karanlık yerini aydınlattığını söylüyordun…
Bir araya gelen iki yabancı elden çok fazla olduğunuzu düşünüyordun…
Anlamını kaybedebilirsin;
Ama anlamsız yaşayamazsın….
Mürekkebi tükenmiş mektupları yazarken içindeki fırtınanın sahibine,ayrılık tangosu çalmaya başlar az sonra ve bütün frapan duygular dışa vurum yaşamaya başlar,işte o anda lanetleri giymiş bir şehir dikiliverir karşına…
Kendini anlatacak bütün cümleleri yutkunmuş ve varlığını denizin diplerine doğru mercan aramaya yollamışsındır.
Peki o zaman senin anlamsızlığın ne yapıyor_???
Aynada kanayan yüzüne mi bakıyor_??
İnandığı bir dünyanın kaybolmuşluğu içinde kendinden tiksinti duyarak derin bir özlem gibi seni solumuyorsa zaten içindeki dünya çoktan psikopat bir metamorfoz geçiriyor demektir.
El salla şimdi bir günlük serüvenine…
El salla şimdi kelimelerce seviştiğin yirirdiğin düşlerine…
Biz bu masalları çok anlattık ve bu düşlerden çok uyandık.
Hep bir gecenin içinde sahile vurup zıkkımlanacak birkaç bira şişesi bulduk yada içimizdeki acıyı tükürecek küfürlerimizi de…
Hatta şarkı yapacak kadar kutsadık yalanıyla sevişen maskesiz aşklarımızı…
Hayat avuçlarımızın içi kadar yada bizi karınca misali unufak edecek kadar…
Yakalarsın zamanı yapışıp yakasına,üzerinden tırlarca yük,yosunlarca anlam,aşklarca kayboluş geçer.
Sevgiler bir duraktan el sallarken kaçan bir trenin son vagonundan gözü yaşlı mendiller sallanır.
Sonra uzun süre bakarsın uzaklara…
Ve hiç konuşmadan…
Ertesi günün gelmesi kıyamet kadar uzaktır ve sen kendine yabancı…
Aldığın nefes artarak üstüne gelir,ciğerlerini işgal eden sancı gibi genzini yakar durur….
Yavaş yavaş ışık belirmeye başlar sonra…
Günün sevinçli melodisi kulaklarını okşarken ve varolduğuna şükredersin yine de.ve her şeye rağmen yaşamanın,ayakta kalmanın coşkusunu tadarsın.
İnsanlar gelir geçer…
Güvenlikli dünyaları ve ellerini ısıtan umutları vardır…
Sonra onlara aldırmamaya başlarsın…
Gülümsersin kendine ve o kalabalıkta o insanlardan biri olmak üzere yürümeye başlarsın.
hayatın kıyısında değil içindesindir artık.kavganın en kora kor yerinde…
bezgin ruhların yokolduğunu ve çöp konternırlarına gölgelik ettiklerini de görürsün.
Adım atmaya verecek enerjileri güçleri tükenmişdir ama sen hala ayakta ve ilk günkü gibi güçlüsündür…
İşte o zaman evrenin nefesinden duyacağın söz şu olur…
“bazı insanlar yaşamın kıyısında durur; ve zamanın sadece geçmesini bekler;
Bazılarıysa hayatı dolu dolu yaşar;
Eğer bir yerde;
Hayatı yeniden yakalarsan…
İşte o zaman mükemmel bir şey elde etmiş olursun…..!!!!
--

| http;//.www.viranekalpler.com |

--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "Cadıların Mekanı - İnternetkadin.com" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için cadilarmekani@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için cadilarmekani+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/cadilarmekani?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.