20 Aralık 2010 Pazartesi

[cadilarmekani], Ey damarımda çağlayan,


Ey damarımda çağlayan, 
  Kurumayan sevda mürekkebimin utangaç sözcükleriyle sesleniyorum sana. 

  
  Yokluğunun huzurunda, beklemenin güzelliği kuşattı   gecemi... Derin bir nefes çektim yosun kokulu özleminden… Ay sustu,   ıssızdı sahil yine… Ve hep toprak kokardı yağmur sonrası… Akşam sefaları   boynunu büktüğünde deli bir rüzgara sarıldım. Dudaklarıma bir fısıltı   dolandı. “Özlem biriktirilmemeli” dedim içimden. Yağmur dillendi   gözlerimde… Ağladıkça yalnızlaşıyorum… 
  
  Biraz kırgınım, biraz da yorgun… 
  
  “Bu yollar hep uzaklara mı gider” dedim rüzgara… 
  “Herkesin uzağı mı vardır yani.” 
  “Peki sevdaya giden bu yolların kılavuzu yalnızlık mıdır her daim.” 
  
  Sustu rüzgar… Sustum… Oturup kaldım yaslı duvar diplerinde. Yoktu düşlerimden başka gerçeğim. 
  
  “Bak bu düşlerden kalma gül bahçesi benim 
  Maşukum olur musun söyle bana. 
  Üzgün cevaplarını yakıştırma sorularıma.” 
  
  Bir sabah kalkacaksın belki ben olmayacağım –ki hiç   olmadım aslında… O vakit şöyle diyeyim. Bir sabah kapın çalmayacak   parmak uçlarımda tık, tık, tık… Ve topuklarım koşmayacak hayata.   Gülümseyen yüzümden nasiplenemeyecek bir faytoncu. İlk kez aynı acı   dağlamayacak yüreğimizi. Soluklarımızı paylaşamayacak aynı hava ve bu   gök kubbe barındıramayacak ikimizi. Ne bileyim işte uzatsan   tutamayacağım elini. Bazen içinde bir boşluk, bazen anasonsuz tatlı bir   sarhoşluk olacağım. Bu ıssız sahili, suskun Ay’ı ve göz kırpan   yıldızları sana bırakacağım ey kanayan… Ben olmayacağım işte. 
  
  Önce yıkarsınız beni ve silik gamzelerimi… Arındırmak   için sevdalı günahlarımdan dudaklarınızda ıslak dualar biriktirirsiniz   ihtimal. Ne olur bari musalla taşında güleç yüzüme ilk defa bak ve son   defa okşa ıslak saçlarımı. Ve kızma gül kokan göğsümde kalbim sen   atmıyor diye… Al beni hadi omuzlarında taşı ve unutma ölümde bir tür   yaşam biçimi. Nefesimi yitirdim sadece, ruhum hep seninle. Unutma   toprağın kızıyım ben… Sonsuz yolculuğum başladığında toprak anamın   kucağına taze bir gelin gibi ellerinle bırak beni, yıldızları bırak   toprakla ört üzerimi. Gözlerinde bir damla hüzün olursa hakkımı helal   etmem sevgili. 
  
  Buz kesen gecelerin küfürsüz dizelerinde bulmak   istemiyorum yüreğini. Sönük de olsa yıldızlar yokluğumda, yenileyeceksin   elbet mutluluk düşlerini farklı bir özne ile de olsa. Yemin olsun ki   her gece yarısı sen uyurken yüreğinden toplayacağım hüzün kırıklarını.   Güneş bin hüzünle batınca, içinde hikayemiz olan hicazkar şarkılar   fısıldayacağım kulağına, tatlı tatlı gülümseyeceksin dünyayı   unuturcasına. Ve ben yokluğunun cehennemine şükredeceğim o vakit   sevgili. 
  
  Sen hep orda kal ne olur. 
  Ölümle yaşam arasında… 
  Şiirler dağılsa da karanlıklara 
  Sana vurularak öldüğümü unut 
  Eylül’ü bekle yine yeni özlemlerle 
  Gözyaşlarım yağarken bulutlardan 
  Sırılsıklam oldukça gömleğin 
  Büyüse de içindeki yalnızlıklar 
  Hayata ve ölüme inat 
  Düşlerimizde yaşat beni… 
  
  Kısalan günlerle birlikte sana geleceğim sevgili 
  Güz olup avuçlarına düşeceğim bir gün 
  Sararan yapraklar gibi....
  
  
  
  Ayşegül TEZCAN 

--
                 
 
 


Daha fazlası için sitemizi ziyaret ediniz




http;//.www.viranekalpler.com  









 
             
 

--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "Cadıların Mekanı - İnternetkadin.com" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için cadilarmekani@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için cadilarmekani+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/cadilarmekani?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.

Blog Arşivi