24 Şubat 2010 Çarşamba

[cadilarmekani], Gizemli ve mucuzevi bir madde: CAM - 1




 

G i z e m l i    ve    m u c u z e v i     b i r     m a d d e

Ateşle yoğrulan kum:

C A M

İnsanoğlunun keşfettiği en eski sentez ürünü...

Bize yiyeceklerimizi saklamaktan dekoratif kullanıma kadar binlerce olanak sağlayan cam, günlük hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olmayı sürdürüyor...

Focus - Mart 1997 İrfan UNUTMAZ

 

 

 

Dağlar aktı

Deborah, ülkesini baskılar­dan kurtarmak için düş­manlarına savaş açarken tanrıdan fiziksel yardım di­lemişti. Yehova, inanılmaz bir fırtı­nayla birlikte Sina Dağı'ndan aşağı inip "dağları harekete geçirdi". Ke­nanlılar dehşete düştüler; 900 kadar demir savaş arabası çamurlara sap­lanmış ve orduları yok olup gitmişti... Tevrat'ın Hakimler Bölümü'nün 4. ve 5. kısımda adı geçen Deborah, binlerce yıl önce yaşamış bir kadın peygamber, aynı zamanda da bir yargıçtı. Onun yakarışıyla Yeho­va'nın dağları hareket ettirmesi, an­latımını Tevrat'ta şöyle buldu: "Gökyüzü damladı, dağlar aktı, top­rak titredi..." Daha sonra din bilgin­leri bu sözlere şu yorumu getirdiler: "Yeteri kadar sabredersen herşeyin aktığını görürsün..."

 

Kum, camın ana maddesi...
Kum, silis, kalker, kil ve çeşitli minerallerden oluşuyor. Kuma rengini veren madde ise demir oksit...
Kumda silis ne kadar fazla ise, kum o kadar saf kabul ediliyor...
Obsidyen, doğal cam...
Volkan ısısının oluşturduğu bu kaya, bir zamanlar cerrahlar tarafından bisturi olarak kullanılıyordu...
 

Dikkat cam eşyalar sıvı halde sürekli akıyor

Binlerce yıldır beraber yaşadığı­mız "cam", oda sıcaklığında bile gerçek bir sıvı ve sürekli akıyor. Ancak bu akış öylesine yavaş ki, belki ayda birkaç molekül düzeyin­de... Bir cam eşyanın bütünüyle ak­mış olarak gözlenmesi birkaç mil­yon yıl gerektiriyor. Bilinen en eski insan yapısı cam birkaç bin yıllık olduğuna göre, insanlık henüz bir "cam akışı" deneyini yaşamadı. Fa­kat bilimadamları, camın bu kritik özelliğine Tevrat'tan esinlenerek "camın Deborah sayısı" dediler. Bu sayı cam için 1 olarak kabul edildi ve "moleküler gerilimlerin gevşeme süresi"nin, "gözlem süresi"ne bölü­mü ile formullendirildi.

 

Cam katı mı, sıvı mı?

Doğadaki tüm maddelerin "katı", "sıvı" ve "gaz" olmak üzere üç halde bulunduğunu hepimiz biliyoruz... Bu durum, maddelerin içindeki mole­küllerin enerji ve hareketlerine bağlı; çünkü moleküller, gaz durumunda ısının etkisiyle birbirinden uzak ve çarpışır durumda; sıvı durumda bir­biri üstüne yığılmış ve düzensiz; ka­tıda ise düzenli ve birbirine yapışık bir yapıda diziliyorlar. Oysa camda, "sıvı ve katının birlikteliği" denilebi­lecek bir yapı var. Camın düzensiz moleküler yapısı tam bir sıvı özelliği gösteriyor. Yaşadığımız ortamda cam bir katı gibi davranıyor ve de­neyler de bunu kanıtlıyor. İşte, bu il­ginç durumun tek bir açıklaması var; o da "sıcaklık"...

Camın temel hammaddesi olan "silika"nın (SiO2), yüksek ısının et­kisiyle ergimiş halde olduğunu düşü­nelim. Isı yavaşça düşürüldüğünde, ergimiş haldeki SiO2, önce "cam dö­nüşüm aralığı" denilen bir düzeye geliyor ve pelteleşiyor. Yavaş soğut­maya devam edildiğinde pelte, bir donma ya da kristallenme noktasında katılaşıyor. Bu yavaş soğutma nede­niyle SiO2'nin molekülleri düzene giriyor ve cisim gerçek olarak katı halde bulunuyor. Ne var ki, ortaya çıkan madde kristal yapıda ve katı halde bir madde olmasına rağmen asla "cam" sayılmıyor.

Eğer sıvı haldeki SiO2, cam dö­nüşüm aralığından sonra, hızlı bir biçimde soğutulursa, elde edilen maddenin molekül yapısı düzensiz­leşiyor. Bu durumda gerçek bir sıvı kategorisine giren maddenin adına da "cam" deniyor. Dönüşüm aralık­larını sıcaklık değeri olarak vermek gerekirse; 1800 C'da ergimiş SiO2 yavaş soğutulursa 1650-1700 dere­celer arasında hemen kristalleniyor. Ancak sıcaklık, 1800 C'den ani bir düşüşle 1450 C'ye indirilirse, ergi­miş SiO2 "kristallenme"den "camsı faz"a geçiyor.

Cama biçim veren ateş...

Eritilen cama her türlü biçimi vermek mümkün... Biçim vermek için ya üfleniyor ya da kalıplar kullanılıyor. Burada esas olan, camın soğuma süresini çok iyi ayarlamak... Aksi takdirde cam saydamlığını yitiriyor...

 

 

 

Bilinen cam, kimyasal olarak inorganik bir madde...

Tabii, camın organik yapıda olanı da var. Bu da herkesin çok iyi bildiği ve gerçek bir organik cam olan "akide şekeri".. Organik cam, akide şekeri olarak yenmesinin dışında sinema endüsri­sinde de kullanılıyor. Günümüzdeki vurdulu kırdılı filmlerin aktörleri sık sık bir yumrukta pencere ya da vitrin camını kırıp geçerek arka tarafa dü­şebiliyorlar. Hem de hiç bir yerleri yaralanmadan... Kuşkusuz, bu aktör­lere bu kolaylığı sağlayan, bilinen inorganik cam değil; organik yapılı gerçek akide şekeri camı...

 

Camla ilgili "tuhaflıklar" bunlarla bitmiyor

Türkiye'nin önde gelen ku­ruluşlarından Şişecam'ın uzmanla­rından Reha Akçakaya, "Yüksek ısı­larda oluşmasına rağmen, bu yapı­sıyla camın kimyasal bir bileşim ol­madığı"nı söylüyor. "Cam, yalnızca fiziksel bir karışım... Öyle ki, cam­laşmadan sonra soğutma çok yavaş biçimde devam ederse, elde edilen cam tekrar kristallenip SiO2 biçimi­ne geri dönüyor. Çünkü, yüksek ısı­ya rağmen kimyasal bir tepkime oluşmuyor. Ancak, her iki madde de sınırsız oranlarda karışıyorlar. Suyla alkol karışımı gibi... Tabii, farklı bir ısıyla her ikisini de birbirinden ko­layca ayırmak da mümkün..."

 

Bin bir türlü cam (Kimya sevmiyorsanız alt başlığa geçinJ)

Çok geniş ve karmaşık bir yelpaze içinde değerlendirilen camı, molekül yapısına göre sınıflamak da olası... İlk ve en büyük küme, herkesin cam diye bildiği ne varsa içine girdiği grup; "oksit camları"... Buna günlük dilde "soda-kireç camları" da denili­yor. Bir diğer deyişle, soda (Na2O) ile kirecin (CaO) dilsel bir bileşimi... Diğer bir büyük grup da "kalkojen camlar" adıyla anılıyor. Kullanımı, ileri teknoloji ve tıp alanında görülen cam türleri bunlar... Arsenik-kükürt, arsenik-selenyum. germanyum-se­lenyum gibi elementlerin bileşikle­rinden oluşuyorlar. Periyodik sistem­de "oksijen grubu" olarak bilinen "kalkojenler"in, "selen-telluryum" karışımıyla yaptığı cam lif, kalp ameliyatlarında damardaki yağı erit­mek için kullanılıyor. Damara soku­lan bu optik elyafın özelliği "kızılö­tesi" ışığı iletebilmesi...

Bir sonraki grup, "nitrür camla­rı"... Silisyum, oksijen yerine azot (N) ile birleştiğinde ortaya çıkan cam (ya da seramik), alışılmışın dı­şında son derece sert ve dayanıklı oluyor. Buna neden olarak, azotun moleküler düzeyde, oksijene göre çok daha güçlü bir ağ yapı oluştur­ması gösteriliyor. Fakat, oksit cam­ların oksitlenmeye karşı önemli bir direnci olmasına karşın, nitrür (azot) camların yüksek sıcaklıklarda oksitlenme olasılığı beliriyor. Diğer bazı cam türlerine gelince... Bu alan, cam biliminin en uç noktaları olduğundan, "hidrojen bağı camları", "halojen camları" ve "element camları" gibi diğer türler çoğunluk­la laboratuvar araştırmaları düzeyin­de yorumlanıyor.

 

Camın ayrıca plastiklerle de bir benzerliği var

Cam, ipliksi bir mo­leküler dizilişe sahip olduğundan, polimer bir madde olarak kabul edi­liyor. Aynı polimer özellik plastikte de var. Plastik de belli sıcaklıklarda cam gibi davranıyor; onlar da "cam dönüşüm noktası" denilen bir sıcak­lık noktasına sahip... Dahası, optik plastiklerin ışığı kırma davranışı camla aynı... Günümüzde birçok optik aletin mercekleri, camla ben­zer özellikler gösterdiği için plastik­ten yapılıyor. Cam, işte böyle bir madde... Bu nedenle cambilimciler, camın tanımı ve yapısı konusunda belli bir söz birliğine varamıyorlar.

 

Volkanik kökenli doğal bir cam olan "obsidyen"

Volkanik kökenli doğal bir cam olan "obsidyen"in, M.Ö. 75.000'lerde Prehistorik el baltası olarak işlendiği­ni ve yine M.Ö. 10.000 ile 2000 yıl­ları arasında, Mezopotamya'da cam üretilip üflendiği biliniyor. Cam sera­mikler konusunda Türkiye'de ulusla­rarası düzeyde çalışmalar yapan Prof.Dr. Lütfı Öveçoğlu, bu madde­nin, 18. yüzyıla kadar el sanatçılarını ilgilendiren bir malzeme olduğunu söyleyerek, "Sanayi devriminden sonra makineleşmenin artması nede­niyle bu alanda hızlı ve yoğun bir üretim yaşandı. O dönemde yapılan bilimsel buluşların da buna ayrıca katkısı oldu. Örneğin, Edison'un yeni bir ışık kaynağı olarak ampulü bul­ması, cam ampul üretimine büyük katkılar sağladı" diyor.

 

Kısaca camın tarihi gelişimi

Bir rastlantıdan doğdu, bütün dünyaya egemen oldu...

Camın kimler tarafından bulun­duğu konusu bugün bile tartış­malı... Ama bugün bile, bu mucize maddeyi bir tesadüf sonucu Feni­keliler bulduğuna inanılıyor.

M.Ö. 3000 yıllarında bir Fenike gemisi, mumyalama işleminde kullanılan doğal sodyum karbona­tı Mısır'a taşırken Akdeniz'de fırtı­naya tutulmuş ve bir adaya sığın­mıştı. Gemiciler, ısınmak için ateş yakmaya çalışırken, doğal sod­yum karbonat ve kum, sıcaklığın da etkisiyle birbirine karışmış ve ortaya saydam bir madde çık­mıştı...

Camın mucidi her ne kadar Fe­nikeliler olarak kabul ediliyorsa da, bu maddeden yapılmış en eski arkeolojik kalıntılar Eski Mısır'a ait... Bunlar M.Ö. 2700 yılından kaldığı tahmin edilen cam vazo­lar... Oysa, Roma İmparatorlu­ğu'na kadar camdan sadece kol­yeler üretilmişti. Romalılar ise bu maddeden vazo, bardak ve sade cam yaptılar. M.S. I. yüzyılda, bu­gün cam üretiminde kullanılan üfleme tekniği geliştirildi. Orta Çağ boyunca bu teknik ve boyama yöntemleri özellikle İtalya'nın Mu­rano ve Çekoslavakya'nın Bohem­ya bölgelerinde çok ileri boyutlara vardı. Kurşun katkısıyla elde edi­len "kristal" ilk kez 1675 tarihinde İngiltere'de keşfedildi. Aynı dö­nemde Fransa'da Başbakan Col­bert, seri halinde cam üretimi için emir vermişti. Bu yüzyılın başla­rında cam sanayinin hızlı gelişimi, "sanayi camı" ile "camcılık sanatı" arasında derin uçurumlar yarattı. Cam sanayiinde seri üretime ve standartlaşmaya ilk kez Fransa'da geçildi. 1860 yılında, bu ülkede 100 milyon cam bardak satılıyor­du. Üstelik bunların tümü üfleme tekniğiyle elde edilen cam bar­daklardı... Camcılığın gelişmesiy­le birlikte, üretilen eşyaların sergi­lendiği büyük gösteriler düzenlen­di, ilk "Uluslararası Cam Sergisi" 1900'de Fransa'da açıldı ve Emile Gaile, Henry Cros ve Rene Lalique gibi cam ustaları en mükem­mel yapıtlarını sergilediler...

 

Türk cam sanatı ve Beykoz camları...

Sultan III. Murad zamanında, Nakkaş Osman tarafından ha­zırlanmış, yaklaşık 1585 yıllarına ait "Sürname-i Hümayun" adlı eserde yer alan minyatürler ince­lendiğinde, padişah huzurunda yapılan geçit törenlerinde camcı ve şişeci esnafın yer aldığı görülü­yor.  Geleneksel Türk-Osmanlı camcılığının temelini oluşturan cam atölyeleri, 1610'lu yıllardan itibaren, İstanbul çevresi olarak bilinen Eğrikapı, Balat, Ayvansa­ray ve Bakırköy atölyelerinde top­lanmıştı. Bu atölyelerde yurt dı­şından sultan tarafından getirtilen yabancı ustalar da çalışmışlardı. Sultan I.Mahmut (1730-1754) dö­neminde Fransa'dan billur ustala­rı getirilmiş, İstanbul'da bulunan cam atölyelerinde billur eserler yaptırılmıştır.

19. yüzyılın başlarında ise Os­manlı cam sanatında yeni bir ge­lişme gözlendi. Mehmed Dede isimli bir Mevlevi, Sultan III. Se­lim (1789-1809) tarafından cam sanatını öğrenmek ve bilgisini geliştirmek üzere İtalya'ya gön­derildi. Bu kişi bir süre orada ça­lıştıktan sonra İstanbul'a geri döndü ve Boğaz'ın Anadolu yaka­sındaki Beykoz ilçesinde bir cam atölyesi kurarak cam eşya üreti­mine başladı. Zaman içinde buna ek olarak, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy civarında da pek çok irili ufaklı atölye kuruldu ve çeşitli eşyalar üretildi.

İşte, bu imalathanelerde üretil­miş camların hepsine birden "Bey­koz işi cam eşya" ya da "Beykoz camları" diyoruz. Beykoz işi cam eşyanın (kase, şekerlik, daldırma gibi), tutamaç kısımlarının bazısı Mevlevi sarığı biçiminde olduğu gözleniyor. Bu özellik, "cam ustası Mevlevi Mehmed Dede'nin Beykoz işi cam eşya üzerindeki etkisi" olarak değerlendiriliyor. Beykoz cam­cılığı, her ne kadar, yabancı ülke­de öğrenilen teknik ve bilgilerin ya da bazı yabancı cam ustalarının ül­kemizdeki çalışmaları ışığında ge­lişim göstermişse de, zaman için­de üretilen cam eşyanın Türk sa­nat ruhunu, naifliğini ve estetiğinin yanısıra, ülkenin temel kültürünü yansıttığı da biliniyor. "Beykoz Camları" Yapı ve Kredi

 

 

Geleceğin maddesi: Cam seramikler

Geleceğin maddesi olarak yorum­lanan cam, ihtiyaçların ve teknoloji­nin gelişmesiyle artan biçimde, ken­dine yeni kullanım alanları yaratıyor. Cam seramikler de bunlardan biri... Lütfı Öveçoğlu, cam seramiği "Kristalleşmesine izin verilmeyen ergimiş camın içine çok küçük mik­tarda 'oksit' maddeler atılarak, camın mikro yapısının, ama bu kez kristalleştirilerek değiştirilmesi sonunda el­de edilen yeni madde" olarak tanım­lıyor. Bu konuda dünyadaki en iddi­alı kuruluş, USA Corning Glass fırması. Cam seramik, LiO2, alümina ve SiO2 üçlü sistemi içine iki tane oksit katkısı koyularak üretiliyor. Bu ürünler hem yüksek hem de dü­şük ısılara dayanıklı malzemeler olarak yoğun biçimde mutfak eşya­larında kullanılıyor. Bu eşyalar fı­rından çıkartılıp buzdolabına yerleş­tirildiği halde çatlamıyorlar.

 

Cam seramikten neler yapılıyor?

Sözkonusu madde, genel kulla­nım alanlarının yanısıra çok özel alanlarda da kullanılıyor. Örneğin, yüksek teknoloji içeren füze başlık­ları artık cam seramikten yapılıyor. Bir uzay mekiğinin dış panellerinde kullanılan malzemeler cam seramik... Diğer bir yüksek teknoloji ürünü olan ve önümüzdeki yüz yılda her türden iletişim alanında devrim ya­pacağı düşünülen, fıberoptik (optik elyaf) kablolar da aynı biçimde cam veya cam seramikten üretiliyor...

 

Fiberoptik (optik elyaf) kablolar

Optik elyaf, ışığın camdaki yan­sıma özelliklerinin bir çeşit uygula­ması sayılıyor. Camın içinden cam yüzeyine gelen ışık ışını, eğer geliş açısı kritik açıdan küçükse, kırıla­rak büyük ölçüde uzaya yöneliyor. Kritik açıdan daha büyük bir açıyla cam yüzeyine gelen ışınlar camdan çıkamıyor ve içte tam yansımaya uğrayarak yüzeyden geri dönüyor. Bir optik lif, aslında 100-400 mik­ron kalınlığında, çok ince bir cam çubuk... Bu çubuğun bir ucundan gönderilen ışık ışını, içte devamlı tam yansımalar yapıp, bazı kıvrım­ları da geçerek çubuk boyunca iler­liyor. Uçları perdahlanmış lif de­metlerinin önüne konan nesnelerin görüntüsü, demetin öteki ucunda beliriyor.

Optik liflerin özelliklerine bir çar­pıcı örnek de bakır kablolarla karşı­laştırılarak veriliyor. Bir bakır kab­loyla 50 telefon görüşmesi yapılır­ken, eş kalınlıkta optik elyafdan 300 bin görüşme yapılabiliyor. İlginç olan, liflerin kesiti küçüldükçe ay­rıntıları seçme gücünün de artıyor olması... İletişim uzaklığı yönünden ise, bir bakır kabloyla birkaç kilo­metre olan mesafe, optik elyafla 100 km'ye ulaşabiliyor. Tabii, bu arada da "sinyal karışması" tama­men ortadan kalkıyor. Bu tip malze­menin ömrü açısından yapılan bir incelemede ise, optik elyafın bakıra göre yaklaşık üç kat daha uzun ömürlü olduğu saptanmış...

 

Cam türleri ve elde edilebilmesi bilimsel birikimi gerektiriyor

Günlük yaşantıda cam, ilk bakış­ta kişiye sıradan ve çok alışılmış bir madde gibi geliyor. Cam türleri ve elde edilişindeki karmaşık yapı bir yana, camı görmemize yarayan; ışık, cam rengi ve görme olayları­nın hepsi birden önemli ve vazge­çilmez bir bilimsel birikimi zorunlu kılıyor. Konu, camın optik özellik­leri, cama renk veren oksitler ve rengin göz tarafından algılanması gibi noktaların ayrıntılı bilinmesini gerektiriyor.

 

Camı temel olarak bütünüyle renksiz biçimde elde etmek imkan­sız...

Çünkü cam hammaddesi (Si-02) içinde eser miktarda bulunan demir oksit cama her zaman yeşi­limsi tonda bir renk veriyor. Bu, as­lında istenmeyen bir renk ve yok edilmesi çok büyük önem taşıyor. Tamamen yok edilemeyen bu renk de ancak fiziksel ve kimyasal olarak maskeleniyor. Bunun için cam harmanına arsenik (As), selen (Se) ve kobalt (Co) üçlüsü renksizleştiri­ci olarak katılıyor.

 

Mutlu rastlantı

Camın binlerce yıl önce ortaya çıkışı büyük bir olasılıkla rastlantı eseriydi. Bu mutlu rastlantı, yüzyıl­lar boyu pek fazla değişmeden in­sanlar arasında varlığını sürdürdü. Bilim ve teknolojinin geçen yüzyıl­da yaptığı sıçramayla cam da bu özelliğini değiştirdi, yüksek tekno­lojik bir ürün olma yolunda epey ilerledi. Ancak, cam bilimindeki birçok tanımın daha yerine bile tam oturmayışı, bu çok yeni olan baş­langıcıyla açıklanabiliyor. 

-------

Meraklısına Not:

Yazı burada bitmiyor. Çok teknik ve kimya ile ilgili tarifler yapılan bölümleri yazıdan çıkarıp ikiye böldüm. Konuyu teknik olarak, bilimsel çalışmaları takip etmek isteyenler için ikinci bölümü ayrı olarak gönderiyorum.


Hazırlayanlar : merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com
Kaynak : Focus - Mart 1997 sayısında "Ateşle yoğrulan kum:Cam.." başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Yazının alındığı Focus dergisinini tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
 
 

__._,_.___
 
.

__,_._,___

--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "Cadıların Mekanı - İnternetkadin.com" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için cadilarmekani@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için cadilarmekani+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/cadilarmekani?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.

Blog Arşivi