13 Ağustos 2010 Cuma

[cadilarmekani], SANAL ASK

Sanal bir aşk yaşadığını söylediğinde önce ince bir sızı hissettim, ‘aşkın sanalı ne olabilir?’ gibilerinden. Gerçek olmayan, gerçekdışı, gerçeğe öykünen, ama en çok da gerçeği kıskanan olabilirdi...

’Sanal aşk’ gerçek aşkı kıskanan bir aşk olabilirdi ancak..
Ona ulaşamadığı için bu yolu seçen.

Peki deşelim mi biraz?
Neden ulaşamadığına gelemeyiz henüz, çok zaman var bu sorunun yanıtına...
Her ne kadar kolay görünse de.. Hiç kolay değildir nedenleri deşifre etmek.. Onlar bilinir ta en baştan beri ama sözcüklere dökmek dünyanın en güzel masalını yazmak kadar zordur.

Güzel masallara ulaşmak zordur.

Sanılır ki güzel masallarda güzel prensesler vardır ve güzel beyaz atların üstünde rüzgarlarla yarışan prensler vardır, böyle sanılır, buna inanılır...

Ben hiç inanmadım dersem belki yalan olur, inandım ama çok da çabuk anladım.
Beyaz değil ama kara donlu bir yağız ata sevdalanmıştım günlerin birinde, belki de suç donunun rengindeydi, bilirsiniz kara renk güneşlerde solup sararmayı pek de seven bir renktir. Televizyonda Jennifer Jones’un siyah beyaz bir filmi oynuyordu ve o ilk gün birlikte seyretmiştik o filmi, kendisi hatırlamıyor bile.
Konuyu çarpıttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çok ilgili.
Sanal, sanki, sanı, sanılan, sanaka. Bu sözcüklerin tümü aynı kapıya çıkıyor, sanılan bir aşk, sanal bir aşk...’Aşk’, benim eklentim.

Günümüzde sanal bir aşk yaşamanın ne demeye geldiğini düşünüyorum, kafam karışıyor. Bilgisayarlardaki aşk mı bu? O ne demek? Parmakların tuşlarla teması bir aşk mı doğuruyor? 

Aşkta ten vardır(ama bilgisayar tuşlarına da dokunuluyor..!), aşkta koku vardır(bilgisayarın yanında tütsü yakılabilir..!), aşkta ses vardır(bilgisayarların da ses iletişimi var..!), aşkta renk vardır(bilgisayarlar da renkli ve hareketli..!), aşkta duygu vardır(eskinin aşk mektupları yerini mail mektuplarına bırakmadı mı, anında ulaşım üstelik..!), aşkta elektrik vardır(ama bilgisayarlar da elektrikle çalışıyor..!)ve aşkta yine ten vardır(dokun dokun bitmez..!), harika! 

İnvisible yeşili bir göz nasıl olur da gerçek bir ela-kahve gözün rengini tutturabilir? Bu arada, yeşil gözlü birine hiç aşık olmadım ben, rastlamadı bana öyle bir göz rengi, isabet. Ve invisible bir gözdeki yalanlar gerçekten yalan mıdır yoksa gerçek midir? Ve ondaki gerçekler gerçekten gerçek midir yoksa yalan mıdır? Ah evet, hiç de önemli olmayabilir bu, katılıyorum. ‘An’lar kadar önemi var ve ertesi gün uyanıp da ekran başına geçmek için sonsuz bir istek duymak kadar da belki önemi var, buna katılıyorum...

Elbette, şu da bir olasılık, okumayı seven biri yazmayı da sever, okumayı seven biri okuduğu pembe bir roman kahramanının yerine kendini koymayı da sever, ondaki aşkı kendi aşkı da sanabilir ve bu aşk gerçek bir aşk da olabilir ona göre. Karmaşık mı oldu? Okumayı ve yazmayı seven biri gerçek ve sanal aşk sarmalında mutlu da olabilir. Yaşamın amacı mutluluksa eğer...

Ne diyordum, sanılan aşktan mı söz ediyordum, önce gerçek olduğu düşünülen sonra gerçekdışı... Önce güzel olduğuna inanılan sonra çirkin... Önce var olduğu bilinen sonra yok...

E, o zaman ne farkı var ki tenli bir aşk ile ekranlı bir aşkın?

Bu yazıya düşüncelerinizi eklemenizi çok isterim, tek bir harfle ya da tek bir sözcükle bile olsa. Aslında yanıldığımı düşünmek istiyorum, ‘insan’ olmak adına... Ve yanılmıyorsam da bilmek istiyorum.

 
(alınti)



--
 
 
 
EGER BIRINE SEVECEK SEVGIN YOKSA ONA UMUT VERECEK GOZLERLE BAKMA!!!


http;//oykuceduygular.blogcu.com
yuregimdengecenler@googlegroups.com

--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "Cadıların Mekanı - İnternetkadin.com" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için cadilarmekani@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için cadilarmekani+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/cadilarmekani?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.

Blog Arşivi