Kimden: Murat Özdemir : 07 Mayıs 2010 21:10
Konu: Bilgi ve paylaşım.
:
ABANT İÇİN İMZA KAMPANYASI
http://www.abantasahipcikalim.com/index.aspx?page=1&&SaveOK=1
**************************************************************************************************
ERMENİ SOYKIRIMINA KARŞI MÜCADELE EDEN LOBİCİLİK STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ (LOBİSAV)'IN DÜZENLEDİĞİ ANKET;
http://www.lobisav.org/home.html
http://www.lobisav.org/kampanya.asp
**************************************************************************************************
YAZIKLAR OLSUN... BU NASIL VATAN SEVGİSİDİR ALLAH AŞKINA! ŞEHİTLERİMİZİN KEMİKLERİ SIZLIYORDUR...
INANILIR GIBI DEGIL !... İNANMIYORSAN SEYRET !...
Seyredemeyen arkadaşlarıma bu inanılmaz iğrenç olayı kısaca özetleyeyim. 24 Haziran da başlayan ve 26 Haziran'da Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisinde imzalanan bir karar tasarısına göre;
Türkiye'mizin;
* Güneydoğu'su Kürdistanmış,
* Türk Ordusu Güneydoğu'da İşgalciymiş,
* Bizler (Türk Ordusu) orada Kürtleri katlediyormuşuz,
* Kıbrıs'da Türk Askeri işgal kuvvetiymiş,
* Asker Faşistmiş,
* Ülkemizde Azınlıklar sorunu varmış,
ve bu tasarının altına kendileri "Yeminli Türk Düşmanı" olarak adlandırılan;
1. David Herütanyan,
2. Rafi Povenesyan,
3. Armen GUSTAVYAN isimli 3 Ermeni,
4. Andros Kipriyanu denen Kıbrıs Rumu ile,
Dikkat Edin; Türkiye'nin İktidar Partisi Tarafından Hakkımızın Savunulması İçin Atanan Temsilci Ve Aynı Zamanda Türk Grup Başkanı Akp Milletvekili; MEVLUT ÇAVUŞOĞLU İmzalamıştır.
İMZALAMAYANLAR İSE ;
ABBASOF isimli Azeri Milletvekili ve Prof.Dr.Hakkı KESKİN isimli Alman Milletvekilidir.
AYRICA ;
TÜRKİYE CUMHURİYETİNE AİT EGE ADALARININ RUM İSİMLERİ İLE KULLANILMASINA İMZA ATAN TÜRK MİLLETVEKİLLERİ:
* Mevlüt ÇAVUŞOĞLU - AKP Antalya Milletvekili
* Ruhi AÇIKGÖZ - AKP Aksaray Miiletvekili
* Lokman AYVA - AKP İstanbul Milletvekili
* Mesude Nursuna MEMECAN - AKP İstanbul Milletvekili
* Özlem Piltanoğlu TÜRKÖNE - AKP İstanbul Milletvekili
* Mehmet Sayım TEKELİOĞLU - AKP İzmir Milletvekili
* Mustafa ÜNAL - AKP Karabük Milletvekili
* Erol Aslan CEBECİ - AKP Sakarya Milletvekili
İMZALAMAYANLAR İSE ;
* Yıldırım Tuğrul TÜRKEŞ - MHP Ankara Milletvekili
* Ertuğrul KUMCUOĞLU - MHP Aydın Milletvekili
* Vildan KELEŞ - CHP İstanbul Milletvekili
* Haluk KOÇ - CHP Samsun Milletvekili
http://www.dailymotion.com/video/xacw4t_turk-dumanlari-akpde-brleyor_shortfilms
VATANI KURTARMAK İÇİN ŞİMDİYE KADAR OLDUĞUNDAN DAHA FAZLA GAYRET VE FEDAKÂRLIK ELZEMDİR... ATATÜRK 1911
**************************************************************************************************
"Siyasetnameler tarihi" isimli yazı aşağıdaki linkte; meraklısına…
http://www.yenidenergenekon.com/227-siyasetnameler-tarihi/
**************************************************************************************************
ET İŞİNİ DE BAŞBAKAN ÇÖZDÜ! (AMA NEDEN?)
http://www.gundemmersin.com/editornews.asp?ID=40
**************************************************************************************************
ŞEREFSİZLİĞİN BU KADARI DA OLMAZ...
Ahmet Altan'dan tüyler ürperten ve "bu insan sayesinde sen bunları şu an yazabiliyorsun vatan haini" dedirten yazı.
Lütfen tanıdıklarınıza yollayın da, bu maskaraları biraz daha yakından tanısınlar.
http://www.taraf.com.tr/makale/7430.htm
Büyük Selanik
Artık hepimiz ucundan kenarından "yapay bir görüntüyü" gerçek zannettiğimizi hissetmeye başladık.
Bizim seksen yıllık cumhuriyet bir "sahtelikler" cumhuriyeti.
Mustafa Kemal, Selanik"te doğmuş, askerî okullarda nispeten "Batılı" bir eğitim almış, Sofya"da ataşelik yapmış, Almanya"yı görmüş genç bir generaldi cumhuriyeti kurduğunda.
Okuduklarımdan anlayabildiğim kadarıyla iki büyük tutkusu vardı.
Birincisi "lider" olmak.
İkincisi de, ta gençliğinden beri söylediği gibi Osmanlı"nın diğer topraklarından vazgeçip Anadolu"da büyük bir Selanik yaratmak.
Güzel kadınlar, şık beyler, balolar, danslar, temiz evler, çiçekli bahçeler, köylerde vals çalan orkestralar, kahve ve konyak kokan cafeler, beyaz örtülü lokantalar...
İlk amacına ulaştı.
Türkiye Cumhuriyeti"nin tartışılmaz lideri oldu.
Bir devletin liderliğini ele geçirmek zordur ama bunu yapabilecek yetenekleri vardı ve başardı.
İkincisi ise "zordan" daha zordu.
Yüzlerce yıllık gelenekleri yıkmak ve başka bir tarihin, başka bir mücadelenin, başka bir kültürün sonucu olan bir ülkeyi burada yeniden kurmak öyle bir "kişinin" kararıyla olacak iş değildi.
Onun hayalindeki ülke ne Osmanlı"nın bir mezbele halinde tuttuğu Anadolu"nun geleneklerine, ne de Müslümanlığın inançlarına uyuyordu.
Sanırım bütün diktatörlerin düştüğü hataya düşüyordu.
İstediği şeyin "iyi" olduğuna inanıyordu ve önerdiği "iyiliğin" kabul edilmemesine sinirleniyordu.
Zorla "şapka" giydirdi, zorla Batı müziği dinlettirdi, zorla dans ettirdi..
Ama bu iş "zorla" olacak bir iş değildi.
Onun hayal ettiği ülkeyle, yönettiği ülkenin gerçekleri birbirini tutmuyordu.
Bütün baskıya, gazetelerin bütün yayınlarına rağmen yönettiği insanlara "yabancı" biri olarak kaldı.
Birçok açıdan muhalefetle karşılaştı.
Müslümanlar, bu "Batılı" hayat tarzını reddediyorlardı ve emirle "Batılı" olmaya yanaşmıyorlardı.
Kürtler, kendilerine Kurtuluş Savaşı sırasında söz verilen "eşitliği" istiyorlardı.
Demokratlar, "diktatörlüğüne" karşı çıkıyorlardı.
Onu ürkütecek kadar gerçek kökleri olan direnişlerdi bunlar.
Sanırım hem ürktü hem öfkelendi.
Korkunç bir baskı uyguladı.
Kürt liderlerini astı, Müslümanları gazeteler vasıtasıyla "irticacılar" olarak ilan etti, demokratları Meclis"ten attı, solcuları hapse koydu.
Orduyla ve sivil bürokrasiyle bütün ülkeyi denetimi altına aldı.
Ve çok istediği Selanik"i, büyük şehirlerin yeni zenginleri ve bürokratlarla yarattı.
Artık "Atatürk" olan Mustafa Kemal"i memnun edecek göstermelik bir "Selanik" yaratıldı memleketin küçük bir parçasında.
Geride kalan kısımlar da, "yeni Selaniklilerin" esiri durumuna düştü.
İnsanlar kendi ülkelerinde bir söz hakkına sahip olamadılar.
Kürtler, Müslümanlar, demokratlar, solcular devletten dışlandılar.
Bu "Selanikleşme" hareketine "Atatürk ilke ve inkılâpları" adı takıldı ve bunlara uymayanlar "devlet düşmanı" ilan edildi.
Biz bugün hâlâ Türkiye"de "Selaniklilerle" Anadolulular mücadelesini yaşıyoruz.
Atatürkçüler, "bizim önerdiğimiz güzel ve iyi bir şey, neden buna karşı çıkılıyor" diyorlar.
Samimiler bunu söylerken.
Ama bunun zorla olamayacağını, emirle gerçekleşemeyeceğini, hayatın kendi doğal akışı içinde biçimlenmesi gerektiğini kavrayamıyorlar.
Cumhuriyet tarihi boyunca ezilen, dışlanan Müslümanlar, Kürtler, demokratlar, solcular şimdi haklarını istiyorlar, "Selanikleşme" hayali uğruna yaşadıkları baskılardan kurtulmaya uğraşıyorlar.
Kürt açılımı, muhafazakârların zenginleşip örgütlenmeleri, demokratların seslerini yükseltmeleri, değişen koşulların sonucu olarak yaşanıyor.
Mustafa Kemal"in çok istediği o "güzel kokan memleketin" yaratılması şimdi artık mümkün gözüküyor ama bunu buranın halkı, kendi isteğiyle, artık böyle bir hayata hazır olduğu, zenginleştiği, dünyayla ilişkiler kurduğu için gerçekleştirecek.
İşin belki de en "şakacı" yanı ise şimdi buna "Atatürkçüler"in karşı çıkması..
Çünkü onlar hâlâ bunun "Müslümansız, Kürtsüz, demokratsız, solcusuz" olacağını sanıyorlar.
Atatürkçülere aslında bir müjde verebilirim, istediğiniz gerçekleşecek ama bunu halk kendine uygun biçimde yapacak.
Ahmet Altan
**************************************************************************************************
TRABZON'U İŞGAL PLANI (DİKKATLE OKUNMASI ÖNERİLİR)
2008 yılı başları…
Bayburt'un Çayıryolu beldesi sakinleri, belediye hoparlöründen bir anons işitir:
-Sayın Çayıryolu sakinleri, beldemize 100 bin lira bağışta bulunan inşaat şirketine teşekkür ederiz!
Çayıryolu sakinleri, bu hayırseverliğin sebebini soruşturmaya başlar. Derken Bayburt Defterdarlığı'nın 239 bin 879 metrekarelik arsa satacağını, arsanın da kendi beldeleri içinde olduğunu öğrenirler.
14 Temmuz 2008 tarihinde yapılacak ihalenin bedeli, 1 milyon 250 bin liradır. Açık teklif usulü ile yapılacak ihaleye katılmak için 375 bin lira geçici teminat yatırmak gerekmektedir.
Söz konusu arsaya 220 konut, 3 fabrika bir okul ve bir cami yapacağını söyleyen firma, ihaleye katılmamıştır.
İhale 20 Ocak 2010 günü tekrar yapılacak. Bu arada ihale yapılmadığı halde, bölgede şantiye kuran şirketin faaliyetleri Bayburt valisi tarafından durduruldu!
Defterdarlığın, satışa sunduğu arazi ise köyün merası! Kanuna göre meraların vasfı değiştirilemiyor. Yani Mera Kanunu da ihlâl ediliyor.
* * *
Yine 2008 başları.
İstanbul'dan gelen iki gazeteciden kadın olanı, ABD'nin resmi yetkilisi gibi konuşarak, Kuzey Irak'taki Mahmur kampı sorumlusuna, "Kampa iki bin kişi daha alacaksınız. ABD bu işi bitirecek, Kürt devleti kurulacak" demektedir.
Mahmur kampında o sırada 10 bin kişi vardır. Katılacak olan iki bin kişi Kandil'den gelecek olan PKK'lılardır. Mahmur kampı dışında bölgede beş kamp daha vardır ve toplam nüfusları 30 bine yaklaşmıştır.
* * *
Çayıryolu sakinlerinden biri, şüphelenmiştir. 400 hanesi bile bulunmayan, köy iken belde ilan edilmiş, eski adı Sünür olan bu köyde yapılacak 220 konutta kim oturacak, kurulacak fabrikada kim çalışacaktı. Çevre köylerden gelenlerle birlikte köydeki iki okulda okuyan ilkokul öğrencilerinin sayısı 381 idi. Yani beldenin okul ihtiyacı da yoktu.
Köy derneğine, "Size bu konutları pazarlamak, satmak için başvuran oldu mu?" diye sorar, " hayır" cevabını alır. Bu köyde herkesin evi, yurdu vardı.
Sorup soruştururken bir toplantıda AKP'li bir yetkili, kolundan tutup kendisini bir köşeye çeker. Der ki, "ABD, Trabzon limanını istiyor. Trabzon'u içerden karıştırmak istediler, beceremediler. Üstelik Genelkurmay Başkanı, Trabzon'da yaptırdıkları askeri limanda demirleyen Oruç Reis firkateyninde basın toplantısı yaptı ve herkese Trabzon'u ne kadar önemsedikleri konusunda önemli bir mesaj verdi. Bayburt'un Çayıryolu beldesi, stratejik olarak Trabzon'a hakim bir mevkidedir. Türbesi sizin beldede olan Akkoyunlu Kutlu Bey, Pontus devletini burada kurduğu devlet ile devamlı rahatsız etmişti. Fatih Sultan Mehmet de Trabzon'un fethi için bu güzergâhı kullanmıştı. Şimdi Trabzon'u rahatsız etmek için sizin köye Mahmur kampından getirilecek 1500 kişi yerleştirilecek. Böylece PKK'nın Karadeniz'e açılma stratejisi gerçek olacak. Konya'da da aynı sıkıntı var. Sizin köydeki 220 konutluk projenin parasını Dünya Bankası veriyor. Şimdilik kimseye bir bilgi verilmiyor ama plânlanan budur. Haberiniz olsun."
* * *
Konuyla ilgili MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı, "Mahmur Kampı, teröristlerin Türkiye gelişinde bir ara transfer istasyonu olarak kullanılacak" iddiasında bulunmuştu ve "Mahmur Kampı'ndan Türkiye'ye getirilecekler için özel yerler inşa edileceğini" açıklayan İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ı suçlamıştı.
Kamuoyunun bilgisine sunulur!
**************************************************************************************************
ANLAMADIĞIM ŞU... KAÇ PARAYSA ÖDEYECEKSEK, NİYE "ER" OLUYORUZ?
Hem papelleri sayacaksın.
Hem en altta kalacaksın.
Adalet mi bu?
2 bin dolar fazla verip, albay olmak istiyorum belki... Parasıyla değil mi?
Yapılacaksa, tam yapılsın.
Tarifesi yayınlansın...
Yüzbaşı, adı üstünde, yüz dolar.
Binbaşı, bin dolar.
Ya general?
Hepsini içeri tıkıyorlar, paramızla rezil olacak kadar keriz değiliz herhalde!
Peşin peşin tezkere...
Taksit taksit ödensin.
2 al, 1 öde kampanyası yapılsın.
İki biraderin biri bedavaya gelsin.
Bonus'la teşvik edilsin...
En az üç gönderene, F16'yla yemin törenine gidiş-dönüş bileti verilsin.
Durumu iyi olan kombine alsın.
Kendi gitmesin.
Çocuğu gitmesin.
Torunu da gitmesin.
- Askerliği nerde yaptın?
- Locada.
Tankçı, topçu meşakkatli; yeni sınıflar oluşturulsun mesela... "Bokumda boncuk var tümeni" kurulsun. "Babam sağolsun tugayı" kurulsun. Parası hangisine yetiyorsa, oraya gitsin.
İlla da gidilmesin zaten...
İsteyen, kendi yerine adam göndersin.
Vatanını çok seven, iki tane göndersin.
"Çok yurtsever insandır, hayır için her sene birini gönderir" filan...
Bi bölük gönderene, madalya verilsin.
Daha olmadı...
"Tırışkadan ameliyatla dikiş attıranlar vakfı" kurulsun. Zeki çocuklara askerlikten sıyırma bursu verilsin... E hem aklı yok, hem parası, marş marş, askere onlar gitsin
**************************************************************************************************
ULUSAL PARTİ GENEL BAŞKANI GÖKÇE FIRAT ÇULHAOĞLU: ŞEHİT POLİSLERİMİZİN CENAZESİNDE NEDEN YOKTUNUZ?
Geçtiğimiz hafta Samsun'da Ahmet Türk yumruklanınca kıyameti kopardılar. Samsun Emniyet müdürü görevden alındı. Basın bir kampanya başlattı ve halkı zorla Ahmet Türk için üzülmeye çağırdı. Hükümet tam kadro destekteydi. MHP ve CHP Genel Başkanları üzüntülerini belirttiler. Politikacılar Ahmet Türk'ün hastane odasında nöbet tutup geçmiş olsun dediler.
Sırrı Sakık ve diğer PKK'lı milletvekilleri ise çıkıp açıkça tehditler yağdırdı ve hesap soracaklarını söyledi.
Ve dediklerini yaptılar: Samsun Ladik'te 2 polis memuru PKK tarafından öldürüldü.
Peki Samsun'da öldürülen polisler için basınımız ne yaptı?
Hiçbir şey!
Onlar bu katliamı görmezden geldiler. Çünkü onlar için Ahmet Türk adlı PKK'lı teröristin burnu, bu ülkenin güvenliği için nöbet tutan iki polisimizin canından kıymetliydi…
Ahmet Türk'ün burnu için nöbete geçen hükümet polislerin cenazesinde yoktu…
Samsun Emniyet Müdürü'nü görevden alan İçişleri Bakanı da yoktu…
Ahmet Türk için çok üzülen muhalefet liderler, MHP başkanı da, CHP Başkanı da cenazede yoktu…
Ahmet Türk'ün burnu için her yeri yakıp yıkan PKK'lı milletvekilleri de, belediye başkanları da elbette cenazede yoktu…
Ahmet Türk için "insan hakkı" isteyen hiçbir aydın da cenazede yoktu…
Cenazede sadece Türkler vardı…
Sadece gözyaşı vardı…
Türk'e düşen sadece ağlamak ve görüldüğü gibi ağlarken bile yalnız ağlayacağız…
Şehit edilen polislerimizin ailelerine, mesai arkadaşlarına ve Samsun halkına başsağlığı dilerim.
Vatan sağ olsun!
http://www.turksolu.org/280/sehit280.htm
**************************************************************************************************
TEMA VE DOĞA GÖNÜLLÜLERİ DERNEĞİ'nden;
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2010) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, yani toprağın bereketinin yüksek olacağı bir yıl.
Bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün.
Gömme imkanınız yoksa bir poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( ya da arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır. Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir! Bunu yapmayın ve yaptırmayın.
Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması, ülkemiz adına küçümsenemeyecek büyük bir servet...
Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler,
DGD
Doğa Gönüllüleri Derneği
LÜTFEN BU YAZIYI TÜM DOSTLARIMIZLA PAYLAŞALIM
**************************************************************************************************
ÖZGÜRLÜK KAREKTERİMDİR: BALIK HAFIZALARDAN SİLİNENLER?
Refhan İrtem Hoca'mıza teşekkürler. Yazısı aşağıdaki linkte:
http://refhanirtem.blogspot.com/2010/04/balik-hafizalardan-silinenler.html
**************************************************************************************************
BEYİN SAĞLIĞI İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?
Anneannem 84 yaşında vefat etmeden yaklaşık 2 sene önce çevresinden kopmaya başlamıştı... Son günlerinde ise beni dahi zor tanıyabiliyordu.
Teşhis konamamıştı o zaman... Şeker hastalığına bağlanmıştı olay! Ancak aradan bir kaç yıl geçip "Alzheimer" keşfolunup, semptomları yazılınca, anlamıştım ki rahmetlinin vefat sebebi de buydu! Altmışına merdiven dayamış bir yaşlı olarak düne baktığımda... Biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemekler... Arada bir kapı önünden geçen "kalaycı"lar, bakır kapları kalaylardı.
Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden alüminyum furyası çıktı!. Herkes bakır kaplarını satıp evi alüminyum kaplarla doldurmaya başladı... Büyük kolaylıktı. Hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi yoktu!. Yıllar yılı alüminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz! . Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda...
Ve atıldı ortaya bir yeni keşif! "Alzheimer", yani ALUMİNYUM hastalığı!
Bu hastalığa yakalananları n beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar alüminyum fazlalığı tespit oldu 1989 da... Özellikle, beynin hafızayla alâkalı hippocampus bölgesindeki hücrelerde bu birikim çok fazla olarak bulundu. İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla alüminyum beyni iflasa sürüklüyordu... İsimleri, yerleri, kişileri hatırlamaz hâle getiriyordu "ALZHEİMER" hastalığı. Ve bunda, kullanılan alüminyum kapların etkisi çok büyük!
Yapılan araştırmalara göre, normal kapta pişen domatesteki alüminyum oranı, alüminyum kapta piştiğinde yüzde yüze yakın artıyordu. Şimdi, alüminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti mi? Bu defa en başta alüminyum "kutu"larda saklanan, içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıktı karşımıza!
Bunların yanı sıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım! Meselâ, stresli toplumlar sürekli mide yanmalarına karşı antiasid almaya başladılar... Ki alınan antiasid hap veya şurupların pek çoğunda yoğun miktarda alüminyum hydroxid ve alüminyum tuzları bulunmakta! Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi alüminyumlu maddeler ihtiva etmekte. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı deodorantlar, hep beynimizin belâsı alüminyumu ihtiva etmekte...
Bilmem alüminyumlu nesnelerden uzak durmamız gerektiğini yeterince anlatabildim mi?
Yanı sıra kesinlikle LIGHT ve DIET yazan yenecek ve içeceklerden uzak durmak gerekiyor...
Rafine beyaz şeker ise beynin çalışmasını durduran madde olarak adlandırılıyor.
Prof. Dr. Turan GÜVEN
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi
Biyoloji ABD Öğretim Üyesi
**************************************************************************************************
KAFES EYLEM PLANINI POLİS Mİ HAZIRLADI
Bu soruya cevap vermeden önce aşağıdaki bilgileri dikkatli okumanızı öneririz. Son dönemde bilgisayar merkezli kanıtlarla oluşturulan bir çok suçlamayı yanıtlamak için biraz bilgisayar teknolojisi gerekiyorsa da aşağıda herkesin anlayabileceği bir dille meseleyi anlattık.
28 Kasım 2009'da OdaTV'de "Polis Kafese Nasıl Ulaştı" başlıklı bir haber çıkmıştı. Bu haberde Data Stash isimli veri gizleme programından söz ediliyordu. İddialara göre Kafes Planı, Levent Bektaş'ın ofisinde bulunan bir CD'de bu programla gizlenerek kaydedilmişti. Odatv haberde buna ilişkin iddiaları sorguluyordu.
Data Stash şüphesi
Polisler ilk CD ve DVD incelemesinde ne hikmetse CD ve DVD'lerin seri numarasını almamışlar! İkinci dijital incelemede Data Stash klasörü bulundu. Sonra o kadar video arasında nokta atışı ile gizli dosyanın saklandığı video bulundu! Aynı kazılarda olduğu gibi! Polislerin kazı aramalarında kullandığı detektörler ıslak toprakta çalışmamakta. Silahların bulunduğu toprak da ıslak, nehrin yanında! Ama polislerimiz de DVDlerde olduğu gibi nokta atışı yaparak lav silahlarını buldular. Ve hatta bir duyuma göre de bulunan lav silahları detektörle değil bir polisin toprak üstünde bir poşetin ucunu görmesiyle bulunduğu iddia ediliyor. Bir askerimizde sinirlenerek siz gömüyorsunuz siz buluyorsunuz dediği iddia ediliyor. Tabi bunlar sadece iddia! Diğer kanıtlarımıza gelelim.
Aşağıda Data Stash Programının sunum halinde bir dosyası var. Ve diğer ekler de CD ve DVD'nin inceleme raporları. (Kafes İddianamesi 10. Ek Delil Klasörü)
Kafes İddianamesinin sanıklarından Levent Bektaş'ın ofisinde bulunduğu iddia edilen kafes eylem planı video dosyasının içinde data stash ile gizlendiği iddia ediliyor. Bu dosya ac.rar adlı bir sıkıştırılmış dosya. Bunun içinde de aa.rar ve ab.rar adlı iki ayrı sıkıştırılmış dosya var. ab.rar dosyası şifreli bir dosya ve polislerimiz 12 aydır bu şifreyi hala çözemediler! aa.rar dosyası içinde Kafes Eylem Planı bulundu! Bu dosyaların oluşturma tarihleri 11 Nisan 2009 ve farklı saatler... 11 Nisan 2009 tarihi Cumartesi gününe denk geliyor! JPG formatında (Fotoğraf formatı) dijital belgeler bunlar...
Ek'e bakılırsa (Sunum dosyası) aa.rar dosyasını mecburen dışarı açmak gerekiyor. Ve inceleme yapan polislerdir. (ki malesef kanunlarımız incelemeyi bilirkişilerce yapılır dediği halde ne hikmetse TEM polislerimiz incelemeyi yapıyor.) Açılan dosyaların oluşturma tarihlerini 4 Mayıs 2009 olması gerekirken (İnceleme yapıldığı tarih bu) 11 Nisan 2009 gözüküyor.
Halbuki hepsinin oluşturma tarihi aynı tarih olması yani 4 Mayıs 2009 olması gerekir. Aradaki bu farklılık dosyayı bulanlar ile hazırlayanların aynı kişi olması dışında mümkün görünmüyor.
Levent Bektaş'ın avukatlarının hazırladığı Data Stash dosyasının sunumu
http://www.odatv.com/n.php?n=kafes-eylem-planini-polis-mi-hazirladi-1804101200
Soner Acar
Odatv.com
**************************************************************************************************
DOĞUDA GÖREVLİ BİR DOKTORUN MEKTUBUNDAN
Merhaba
Buraya ilk gelince insan önce bir şeyler başarmak istiyor ve bütün olanaklarını zorluyor.
Ancak bir süre sonra bütün isteğini kaybedip 'Ben burada ne arıyorum?' diye sorgulamaya başlıyor.
Malzeme temini yerel firmaların kontrolünde (ki hepsi siyasilerin)
Hastane yönetimlerine baskı had safhada.
Siyasiler hastane üzerinden resmen devleti soyuyorlar. 1'e mal olanı 4'e satıyorlar.
İnsanlar doktorlara karşı büyük bir öfkeye sahip. Geldiğimden beri darp edilmeyen arkadaşım kalmadı.
Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince, ya kaymakama gidiyor, ya da 'Ben pkk'lıyım seni vururum' diye tehdit ediliyoruz.
Can ve mal güvenliğimi sıfır.
Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor.
Herkese ayda 150 tl çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren mama ve bez parası ödeniyor.
Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor.
O çocuklar ne yapıyor peki ? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde pkk bayrakları ile DTP mitingine gidiyor
Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya).
BU yardımda sadece beyana bakıyorlar. Adam 5'i 50 yazdırabiliyor. Van da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa az gelir.
Her Cuma kaymakamlık elden nakdi para dağıtıyor.
Buralarda tek vergi verenler devlet memurları.. İnsan içinden ve de dışından lanetler okuyor.
**************************************************************************************************
MEDYADA KİM KİMDİR, HANGİ YAZAR HANGİ KAMPA MENSUPTUR?
Aşağıdaki kamplara mensup değilim diyenler ," hayır ben o kamptan değilim" diye açıklama gönderirler olur, biter...
Medyada kim kimdir, hangi yazar hangi kampa mensuptur?
Meslek yaşamımda çeyrek asrı doldurdum. 7 ayrı kurumda çalıştım ve 6'sında Ankara Temsilciliği yaptım.
Medyanın tepesinde bulunanların tamamına yakınını tanırım. Pek çoğu ile özellikle dış seyahatlerde defalarca beraber oldum.
Buradan hareketle bugün medyamıza ayna tutup, kamuoyunda nasıl göründüğünü ya da imajının ne olduğunu ortaya koymaya çalışacağım.
S.Önkibar - YENİÇAĞ
İşte kamuoyunda tanınan gazetecilerin duruşları ile imajları:
Biatçı grup:
Mustafa Karaalioğlu, Ekrem Dumanlı, Akif Beki, Ahmet Kekeç, Hüseyin Gülerce, Bülent Korucu, Mustafa Ünal, Nuh Gönültaş, Erhan Başyurt, Tamer Korkmaz, Adem Yavuz Arslan.
AKP'ye yaranma derdinde olanlar:
Nazlı Ilıcak, Deniz Gökçe, Engin Ardıç, Mahmut Övür, Ergun Babahan, Hasan Celal Güzel, Fikri Akyüz, Mustafa Akyol.
Siyasal İslamcılar:
Fehmi Koru, Hasan Karakaya, Abdurrahman Dilipak, Mehmet Metiner, Ali Karahasanoğlu, Serdar Arseven, Salih Tuna, M.Emin Koç.
Bağımsız, güdümsüz samimi İslamcılar:
Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Taşgetiren, Afet Ilgaz, Ali Bulaç, Hakan Albayrak, Rasim Özdenören, Ekrem Kızıldağ, Zeki Ceyhan, Mustafa Özcan, Fatma Barbarosoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Sibel Eraslan, M.Emin Koç, Kazım Güleçyüz.
AKP Taşeronu sözde liberaller:
Mehmet Barlas, Taha Akyol, Hasan Cemal, Aslı Aydıntaşbaş, Şahin Alpay, Cengiz Çandar, İhsan Dağı.
Görevli imajlılar:
Ahmet Altan, Mehmet Altan, Yasemin Çongar, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Oral Çalışlar, Eser Karakaş.
Milliyetçiler:
Arslan Bulut, Altemur Kılıç, Ahmet Seyhan, Sadi Somuncuoğlu, Yiğit Bulut, Namık Kemal Zeybek, Özcan Yeniçeri, Hasan Demir, Ümit Özdağ, Emin Pazarcı, Mustafa Aslan, İsrafil Kumbasar, Yavuz Selim Demirağ, Selcan Taşçı, Orhan Karataş, Hasan Ünal, Sırrı Yüksel Cebeci, Lale Şıvgın, Metin Özkan.
Ulusalcılar:
İlhan Selçuk, Hasan Pulur, Ali Sirmen, Çetin Yetkin, Mustafa Balbay, Hikmet Çetinkaya, Deniz Som, Ümit Zileli, Mehmet Faraç, Rahmi Turan, Rıza Zelyut, Esfender Korkmaz, Hulki Cevizoğlu, Behiç Kılıç, Serdar Akinan, Mehmet Şehirli, Vural Savaş.
Her dönemin şakşakçıları:
Mümtaz'er Türköne, Ali Atıf Bir, Tayfun Talipoğlu, Yılmaz Öztuna.
Haberciler:
Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand, Ali Kırca, Yılmaz Özdil, Enis Berberoğlu, Emin Demirel, Rıdvan Akar, İbrahim Yıldız, Murat Akgün, Murat Çelik, Talat Atilla, Aykut Işıklar, Yalçın Bayer, Okan Müderrisoğlu, Ruşen Çakır, İbrahim Karagül, Bekir Hazar, Abdullah Özdoğan, Doğan Yurdakul, Yavuz Semerci, Murat Sabuncu, Serkan Kalemciler, Duygu Göktaş, Yener Atlı, Ünal Tanık, Korcan Karar.
Durumu idare edenler:
Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı, İsmail Küçükkaya, Erdal Şafak, Hakan Aygün, Serdar Turgut, Yalçın Doğan, Fatih Çekirge, Bilal Çetin, Reha Muhtar, İsmet Berkan, Murat Yetkin, Aydın Ayaydın, Muharrem Sarıkaya.
Bağımsız gazeteciler:
Umur Talu, Yavuz Donat, Okay Gönensin, Tayfun Devecioğlu, Soner Yalçın, Oray Eğin, Emre Kongar, Mehmet Ali Kışlalı, Saygı Öztürk, Yaşar Nuri Öztürk, Altan Öymen, Cüneyt Ülsever, Erdal Sağlam, Ahmet Hakan Coşkun, Güneri Civaoğlu, Derya Sazak, Ruhat Mengi, Metin Münir, Meral Tamer, Necati Doğru, Güngör Uras, Serpil Yılmaz, Ece Temelkuran, Mustafa Mutlu, Mahir Kaynak, Mehmet Tezkan, Nuray Mert, Şükrü Küçükşahin, Tufan Türenç, Melih Aşık
Sabahattin Önkibar-Yeniçağ
**************************************************************************************************
ÖBÜR DÜNYADA MALİYE VAR MI?..
10 Nisan 2010 Cumartesi, 15:56:29
DEMEK ki onlar vergi vermeyi öbür dünyaya bırakıyorlar...
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,Bu yüzden zaten açıklanan vergi listelerinde, ,,,,,,,AKP döneminde parlayan dindar işadamlarının adları-sanları yok... Özelleştirmelerden büyük pay kapan, ihalelerin tümünü kapatan AKP zenginleri listede gözükmüyorlar...
Yüksek vergi verenlerden tanıdıklarıma baktım:
Rakı-şarap içenler...
Eşlerinin-kızlarının başı açık...
Odalarında takunyaları yok...
Ağızlarını açar açmaz "din-iman" diye başlamıyorlar... Manga manga umreye koşmuyorlar ve arka ceplerinde külah taşımıyorlar...
Tabii ki çoğu AKP tarafından sevilmiyor...
Yok edilmek istenen, itilip kakılan işadamları... Hatta ikinci sırada "öldürülmeyi hak eden" bir Musevi...
En çok vergi verenler onlar...
Dini bütün!!! mümin işadamı kardeşimize baktım...
Listede yok...
Durmadan "Allah korkusundan" söz ediyor, dilinden "din-iman-kitap" düşmüyor...
Eşi-kızı tesettürlü...
Denize haşema ile giriyor...
Lokantada "İçinde domuz eti olmasın sonra..." diye soruyor...
Rakı bardağına benzeyen bardakla su dahi içmiyor...
Başbakan'ın uçağında gördüm onu, kenarı dantelli külahı ile iktidarın gittiği camide ise en önde...
Ama vergi listesinde yok...
Neden?..
Çünkü dillerindeki "din-iman-kitap" onların sadece siyasette ve ticarette sermayeleri... Köşe dönmenin, beleşin, avantanın, yağmanın, üçkâğıtçılığın aracı...
Her dört kişiden birisinin aç-yoksul olduğu ülkede, devlete vergi vermemekten büyük günah olabilir mi?..
Dillerindeki o "öbür dünyada hesap verme" işi ise cambazlıklarından...
Defterdarlık öbür dünyada mı?..
Bekir Coşkun
**************************************************************************************************
GÜLEN CEMAATİ ORAY EĞİN'İ SANSÜRLETTİ.
Akşam yönetimi Oray Eğin'in bugünkü yazısını gazetenin internet sitesine koymayarak ilginç bir sansür uyguladı. Eğin bugün Gülen Cemaati'ni eleştirmişti.
Akşam yazarı Oray Eğin bugün Gülen Cemaati üstüne yazdığı yazıyla dikkat çekerken esas bomba Akşam yönetiminin yazıyı gazetenin internet sitesine koymayışı oldu. Yani Eğin'in cemaat eleştisi yaptığı yazı gazetede her zamanki yerinde yayınlanırken aksam.com.tr'de ise yayınlanmadı.
Köşe yazarlarının daha çok internet üzerinden okunduğu düşünülecek olursa gazete yönetiminin yazıyı internette sansürleyerek fazla yayılmasını istemediği düşünülebilir. Ama ortada açık bir gerçek var . O da bugünkü yazısına uygulanan internet sansürüyle Oray Eğin'i cemaat çarpmış oldu!
Eğin bugünkü yazısında Gülen Cemaati'nin kaç kişilik bir kitleyi ifade ettiğin sorgularken işginç bazı iddilarda bulunuyor. Eğin'e göre cemaat iddia edildiği gibi milyonlarca insandan oluşan bir kitleye falan sahip değil. Eğin'in iddiasının kanıtı ise film gişe rakamları.
İŞTE EĞİN'İN İNTERNETTE YAYINLANMAYAN O YAZISI:
Cemaat kaç kişi?
Fethullah Gülen Cemaatinin Amerika'daki uzantısı Turkish Cultural Center ve Amerika'daki buna benzer başka örgütlenmeler "Eşrefpaşalılar" filmi için gösterim düzenlemişler. Cemaat gazetelerinde haber dalgasına bakılırsa New York, bu filmle sarsılmış. Bu film Türkiye'de vizyona girdiğinde de rekorlar kıracağına dair haberler yapılıyordu.
Cemaatin pek çok alışkanlığından biri de kendisi yapıp, kendisi tüketip, kendisi alkışlamak sanırım.
Oysa bırakın Amerika'yı fethetmeyi bu film Türkiye'de bile rekor falan kırmadı.
Gişe rakamı 452.055. Onca reklama, ona desteğe, müritlerin akınına rağmen yapabildiği bu kadar. Bu rakamın anlamlı okunması için başka filmlerin gişeleriyle kıyaslamak gerekiyor.
Mesela liberaller ve liberal medya tarafından yerden yere vurulan Zülfü Livancli'nin "Veda" filmini tamı tamına 987.106 kişi izlemiş bugüne kadar.
<P class=ecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxecxe
--
BENiM MANEVi MiRASIM BiLiM VE AKILDIR!
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır...
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
iddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkar etmek olur...
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Grup mail adresi: MAKARNA@googlegroups.com
Grup yöneticisi : makarna+owner@googlegroups.com
Grup anasayfa : http://groups.google.com/group/MAKARNA