6 Mayıs 2010 Perşembe

m~a~k~a~r~n~a ADD Genel Merkez] Vicdan...



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Alaz Tetik <alaztetik@gmail.com>
Tarih: 06 Mayıs 2010 16:08
Konu: [ADD Genel Merkez] Vicdan...
Kime: addliyiz@googlegroups.com


 
O KADİM ViCDAN SUSARSA..
açıkistihbarat

"Ben bütün hayatı terörle mücadelede geçmiş sıradan bir jandarma subayıyım. 21 aydır tutukluyum. Hakkımdaki bütün gizli tanık ifadelerini çürüttüm. Kütahya alay komutanı olduğumu söyleyen gizli tanık bile vardı; hayatımda Kütahya'da görev yapmadım.Bütün bu iftiraların tersinin kanıtlanması sizlere bir şey ifade etmiyor mu? Bütün bu yalanların delillerle ortaya çıkarılması sizin vicdanınızda ne anlama geliyor? Hangi sorunuza cevap veremedim? Bu adama niçin bu kadar iftira atıyorlar diye hiç düşündüğünüz olmuyor mu? Terör örgütünün yayın organlarında ölmüş anama küfrediyorlar. Beni bu kör kuyuya atanlar, İmralı'daki teröristin intikamını alıyor; bunu göremiyor musunuz?"

Bu sözler, ikinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Attila Uğur'a ait 9 Nisan 2010 tarihli duruşmada böyle konuştu..19 aydır tutuklu bulunan gazeteci Tuncay Özkan ile Mahkeme Başkanı Köksal Şengün arasında da şu diyalog geçti:
"Şengün- Sesinizi yükseltmeyin, sizi duyuyoruz. Özkan- Ben duymadığınız kanaatindeyim. Şengün- Yanlış kanattasiniz... Özkan-Yanlış kanaatteysem düzeltin o zaman.. Beni 22 aydır neden tutuyorsunuz? Hukuken söyleyecek hiç bir şeyim kalmadı. Bundan sonraki duruşmalarda ne anlatacağımı bilmiyorum. Artık kurduğum partinin tarım politikasını anlatacağım sizlere. Bir hafta tarım, bir hafta sağlık..."
Mustafa Balbay da şöyle konuştu:
"Tutuklandığımda 9 aylık olan oğlum, şimdi 2 yaşında. Beni burada görmesini istemiyorum ama bazen özlemine dayanamayıp getirtiyorum. Aramızdaki cam bölmeyi pencere zannedip elleriyle camı açacağı bir yer arıyor. Oğlum böyle yapınca o kadar hasretle beklediğim görüş günü benim için ızdırap oluyor, bir an önce bitmesi için dua ediyorum. Bunları dramatik bir durum yaratmak için anlatmıyorum, ancak bu dava böyle de bir sosyal dram yaratmıştır. Bunu görmenizi bekliyorum" Balbay, tutuklular olarak kendi aralarında "Umut Borsası" (UBOR) adlı bir sanal şirket kurduklarını, her gün tahliye toto oynadıklarını da anlattı. Tahliye olanların özgürlüğe kavuşmaktan neredeyse utandıklları için sevinemediklerini söyleyen Balbay, "Tahliye olan sevinemiyor; çünkü içeride kalanların hüznü çöküyor üstlerine, onların yerine biz seviniyoruz"

Bir de adı sanı bilinmeyenler, avukatı bile olmayanlar, hayatında hiç hakim karşısına çıkmadığı ve topluluk karşısında konuşma deneyimi olmadığı için susanlar var. Sıradan, yoksul insanlar.. Aileleri 20 aydır bir kez bile ziyaretlerine gelememiş. Neden tutuklandıklarını bilmiyorlar, söyleyecek sözleri yok.Böyle giderse, tanıklıktan sanıklığa geçen Ümit Sayın gibi bilemedikleri bir suçu işlemiş olabileceklerine kendilerini inandırmaya başlayacaklar... Tutuklanma şokunun ilk bir haftası "avukatım itiraz etti, serbest bırakılabilirim" umuduyla geçiyor. Bu umut söndüğünde sıra "İlk duruşmada çıkarım"a geliyor. Sonra, "Bu hafta salıverilenler arasında olabilirim" başlıyor. Bu şekilde aylar, yıllar geçiyor... Yapılan savunmalar önce hukuki ifadeler taşıyor, sonra siyasi içerikli ve öfkeli bir hâl alıyor. Son aşamada hakimlerin vicdanlarına seslenmeler başlıyor. Tıpkı kanserin safhaları gibi... Bütün umutlar tükenince suskunluk başlıyor. İlk zamanlar her duruşmada söz alıp konuşurken şimdi tamamen susan insanlar var. Kafeste olduğunu kabullanemeyen bir kuşun, kendini günlerce parmaklıklara çarpması, sonra yorgun düşüp hayata küsmesi gibi.. Salona bakıyorsunuz.. Umut bitmiş, inanç bitmiş, insanlık bitmiş...
Hepsinden önemlisi, hukuk bitmiş... İnsanlığın, Allah'la şirk koşmaya yetkili kıldığı tek mevki olan; suçlu ile suçsuzu ayıran, kimini sonsuz izdırabın kaynağı cehenneme, kimini sonsuz mutluluğun kaynağı cennete gönderebilen hakimlik mesleği yenilmiş, susmuş...Binlerce yıllık o kadim vicdan susmuş... Siz, sanığın etkili savunması karşısında yere bakan hakimleri eski Türk filmlerinde gördünüz değil mi? Hatta o hakim Hulusi Kentmen ise bir de mendil çıkarıp ağlardı. Böyle tanıdık biz Türk hakimini. Sert ama bir o kadar da babacan. Mangal gibi yürek, mangal gibi vicdan... Yolunuz bir gün Silivri'ye düşerse gidip görün.. Artık hakimler yere bakmıyorlar; mendil çıkarıp ağlayan hiç yok. Sadece boş bakışlarla bakıyorlar.. Sanıklar konuşuyor, onlar susuyorlar. Biz mahkemede hakimler soru sorar, sanıklar susma hakkın kullanır sanırdık; burada sanıklar soru soruyor hakim ve savcılar "susmak hakkı"nı kullanıyorlar.

Dini ve manevi değerleri savunduklarını söyleyen bir takım çarpık adamlar bir boşluk anında iktidara geldiler, "Ensest ve çocuklarla seks meşrudur, cinsel özgürlük hakkıdır" diyen cehennemlik sapıklarla elele verdiler ve işte bunlar oldu. Gelinen nokta böyle; herkes gurur duysun... Biliyorum, burada anlattıklarım yazar, gazeteci, aydın, politikacı, hukukçu vs. kılığında dolaşan kimi sapkınlara daha sadist hazlar yaşatacak. "Eee, çeksinler cezalarını, yaşın yanında kuru da yanar" diye pis pis sırıtacaklar. "Biz neymişiz yahu!" diyerek zevkten kıvranacaklar. "Bütün kurumların, bütün kavramların, bütün insanlık değerlerinin nasıl da içini boşalttık" diye sevinç çığlıkları atacaklar. Bu felaketin adına "değişim" diyecekler, "dönüşüm" diyecekler, "demokrasi" diyecekler.Televizyonlarda birbirlerini ağırlayıp ahlâksız bir şımarıklıkla konuşacaklar da konuşacaklar... Ama unutmasınlar, hiç bir bataklık yoktur ki kendini yaratanı da yutmasın.. Ve yoldan çıkmış, sapkınlığı seçmiş bir kavim yoktur ki Allah'ın gazabına uğramasın. Unutmasınlar;hakim susarsa, o kadim vicdan susarsa, her şey susar. Herkesin ve her şeyin sonu gelir..

 

***

Yıllarca Özel Kuvvetler Komutanı olarak Kuzey Irak'ta PKK ile vuruşmuş. Şemdin Sakık'ı yakalayıp getirmiş. Öcalan olayının pek çok aşamasında bulunmuş. Korg. Engin Alan, Balyoz tutuklusu olarak Silivri'de yatarken tahliye olunca GATA'da tedaviye alındı. Bu arada tekrar tutuklama kararı çıktı. Hastanede Çölaşan'a anlatıyor: (Posta, 11 Nisan 2010)

 

"18 Mart törenlerinden Kolordu olarak biz sorumluyduk. (RTE) Bana valiyle haber gönderiyor, 2 saat geç gelecekmiş. "Töreni geç başlatsınlar" diyor.   Kabul etmedim. "Emir değişmez" dedim. Zamanında gelmek zorunda kaldı. Konuşması bitti. Ayağa kalkmadım, alkışlamadım. Olay bu.  Ben dağlarda ölümden dönmüş adamım. Kucağımda nice Mehmetçikler, hatta Emir Subayım şehit düştü. Üç kez helikopterde mermi yedim, iki kez yerde PKK taradı. Kuzey Irak'ta Metina Dağları'nda Tümgeneral rütbesiyle 38 gün dağlarda kaldım, bitlendim. Ben bedavadan yaşayan adamım. Ölümden korkmam. Ben bunlardan mı korkacağım, bunlara mı diz çökeceğim. Poliste, sanki aranan sabıkalılar gibi üzerimize lavha koyup resimlerimizi çektiler, parmak izlerimiz alındı. Savcılar, sorguda bir tek suçlama getiremedi. Ancak gözlerindeki nefreti hepimiz görüyorduk. Bizi, düşman ordusunun esir generalleri gibi sorguladılar. Neyle suçlandığımı söylemediler, çünkü mahkemenin gizlilik kararı varmış, her şey gizli imiş. "Hele bir Silivri'ye git, suçunu orada öğrenirsin" dediler. Bunların hepsi onurumuzu kırmak için yapılıyordu. Benim 20 yıl savaştığım adamlar Habur'dan girdi, serbest bırakıldı.  Şimdi biz terörist olduk.

Doktorlar bıraktığı anda ben burada bir dakika durmam. Silah arkadaşlarım cezaevinde yatarken ben burada yatmam. Doktorlar karşı çıksa bile mutlaka Silivri'ye döneceğim. Hepimizden korkuyorlar. Çok korkaklar. Ama en büyük korkuları Özel Kuvvetlerle birlikte SAS ve SAT komandolarıdır. Onun için denizcilerin üzerine gidiyorlar. ABD/CIA - Fethullah - AKP üçlüsü tarafından tezgahlanan sahte ve düzmece bir kurgu ile insanların onuru ayaklar altına alınıyor..TSK her gün hakaretlere uğruyor."

 

Hürriyet’ten Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada ise şöyle diyor:

“Benim adım Engin Alan. Ölüm dahil hiçbir şeyden korkmuyorum.  Şu anda aşırı tansiyon hareketinden dolayı kroner bakım servisindeyim. Buradan çıkınca doğruca cezaevine gideceğim. Beni Silivri'ye değil İmralı'ya koysunlar. Silivri'den tabutum çıksa bile tabutun kapağını kaldırıp dimdik yürüyeceğim. Kimse burada olduğum için 'GATA'gulle' demesin. Ölümden korkmayan Engin Alan, cezaevine girmekten korkmaz. Bunu herkes böyle bilsin.."

 

--
Bu mesajı "Atatürkçü Düşünce Derneği" E-posta Grubuna üye olduğunuz için aldınız.
 
Grup üyeliğinizi bitirmek istiyorsanız addliyiz@googlegroups.com adresine e-posta atarak lütfen yöneticiye bildiriniz.

--
BENiM MANEVi MiRASIM BiLiM VE AKILDIR!
 
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır...
 
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
iddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkar etmek olur...
 
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."
 
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
Grup mail adresi: MAKARNA@googlegroups.com
Grup yöneticisi : makarna+owner@googlegroups.com
Grup anasayfa : http://groups.google.com/group/MAKARNA

Blog Arşivi